DOLAR 9,60001.01%
EURO 11,17880.83%
ALTIN 550,641,01
BITCOIN 6034820,31%
Ankara
14°

AÇIK

12:54

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

Can Kaderoğlu

Can Kaderoğlu

17 Ekim 2021 Pazar

    KIRMIZI DA DURACAK YEŞİL DE GEÇECEKSİNİZ!

    KIRMIZI DA DURACAK YEŞİL DE GEÇECEKSİNİZ!
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Geçen hafta farkında olmadan bir sosyal deneye tabii kıldım kendimi. Her sabah işe gittiğim bir yol var, Ankara’yı bilenler için Konya yolunun paralelinde ve belirli saatlerde trafiği yoğunlaşan bir cadde. İşyerlerinden ziyade konut muhiti olan bu yerleşim alanında mesai başlangıç ve bitiş saatlerinde yoğunluk fazlasıyla artar. Hele yol kesişim bölgesi olan kavşaklarda adeta Pakistan trafiğine benzer görüntüler oluşur. İnsanlar yoğun olan gidiş şeridinin yanında boş geliş şeridinde ihlaller yaparak ilerlerdi. Birbirinin önüne geçenler, karşı şeridi kullanıp herkesin önüne geçenler, hatta karşı şeritten gelenlerin tepkilerine ‘haklıymış’ gibi yanıt verenler… Fakat özellikle pandemi ile gelişen evden çalışma, okulların tatil olması ve kademeli mesai gibi gerekçelerle 2 yıla yakın bir süredir bu güzergahta günün her saati hızlı akan ve nerdeyse hiç yoğunlaşmayan bir trafik vardı.

    Bu detayları neden mi verdim? Şimdi anlatacağım gözlemin zaruri girizgahı olduğu için. 2 yıla yayılan bu süre boyunca alışılan trafiğin rahatlığını okulların açılması, ‘yeni normalin’ yaygınlaşması sekteye uğrattı.

    Trafikte tek şeritte akan bir yolda yanınıza arsızca burnunu sokarak gelen ve önünüze geçen araca dair sizin düşünceniz ne olur bilmem ama bende herhangi bir market ya da hastane sırasında önüme geçen bir insan hissi yaratıyor. Fakat trafiğin rahat aktığı, kaza olasılığının az, zamanında geniş olduğu o zamanlarda insanların önüme geçmesi, direksiyonu yana kırması, beni biraz bekletmesi inanın bende hiçbir gerilim yaratmamıştı. Fakat pazartesi günü yoğunlaşan ve bir türlü akmak bilmeyen ve her an sağımdan solumdan araçların yoğunlaşarak önüme geçtiği bir anı yaşadım. Uzun süredir unuttuğum bu tablo beni germeye, elimi terletmeye, midemden başlayıp başıma yükselen bir ağrı ile baş başa kalmama sebebiyet veriyordu. Adeta sara nöbeti gelmek üzereydi. Neredeyse yaya yolu olarak işaretlenen yerde karşıya geçen yayaya kızacak bir ruh haline bürünmek üzereydim. Aynı şekilde aynadan birbirinin önüne geçen insanların el kol hareketleriyle birbirlerine kızdığına ve hatta küfrettiğine şahit oluyordum. Bir an kendimi Saramago’nun Körlük kitabında gibi hissetmiştim. Hani olur da küçük bir kaza olsa ve işler iyice sarpa sarsa neler olur diye düşündüm. Çünkü insanlar işe, okula, hastaneye ya da randevularına yetişmeye çalışıyorlardı. Ve işler her an çığırından çıkabilirdi.

    Böylesi bir durum; son 19 yıllık iktidarında AKP hükümetinin yaptığı hatalar, usulsüzlükler, adam kayırmalar, ihaleleri yandaşlara vermeler, KİT’leri pervasızca satmalar, yanlış dışişleri ve mülteci politikaları, tek kişinin hegemonyası, eğitim, sağlık ve sayılabilecek sayısız alandaki hataların, sosyal ve ahlaki alandaki tüm yozlaşmanın işler iyi giderken ya da örneğimizdeki deyimle trafik akarken çokta önemsenmediğini düşünerek karşımıza çıkıyor.

    Yani insanlar ya da insanların oransal olarak genel çoğunluğu diyelim, özellikle ekonomik açıdan trafik aktığında birçok yanlışa göz yumabiliyor ama başkası önüne kırdığında başka deyişle alım gücü azalıp ekonomik refah gerilediğinde hem cebinden giden paranın hem de tüm haksızlıkların toplam hesabını sorma gücünü kendinde bulabiliyor.

    Trafik mecbur akacak ama artık hakkaniyetli bir trafik polisinin caddede göreve gelmesi de kaçınılmaz bir mecburiyet. Unutmayın, kırmızı da duracak yeşilde geçeceksiniz!

    Devamını Oku

    Seher’de bir yıldırım

    Seher’de bir yıldırım
    1

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Böylesi yazılar nasıl kaleme alınır bilmiyorum ama her öte aleme yolculadığımız değer bizim nöbetimize de bir çentik atar. Fani dünyadan göçüşün bir ayrıntı ve yaşamın her anının ne kadar değerli olduğunu en güzel İranlı şair Füruğ Ferruhzad’ın ünlü dizeleri anlatır: Kuş ölür sen uçuşu hatırla. Eğer göklerden kartal gibi süzülerek sona eren bir yaşamınız varsa zaten hep uçuşunuz hatırlanacaktır.

    Günün en karanlık vakti güneşin doğmaya en yakın vaktidir derler ya, işte o vakte seher vakti derler. Koyu karanlıkları ise kendinden emin bir yıldırım nasıl ağartıverir. Seher’de yıldırım düşerse en karanlık anı ağartan o mucize ortaya çıkar. İşte bazı kuşların uçuşu böyle mucizeler gibidir.

    Bundan tam 99 yıl önce emperyalist saldırganlığı, haklı bir vatan savunmasıyla dize getiren bir milletin sonrasında tüm dünya mazlum milletlerine verdiği ilhamın mağrur taşıyıcılarıyız. Ve düşmanı yurdumuzdan def ettikten sonra asıl düşmanımız olan cehalete karşı verdiğimiz savaşın büyük liderinin büyüklüğünü her geçen gün daha derinden anlıyoruz. Seher vaktindeki yıldırım yılmazlığıyla güneş gibi ışıtmıştır Anadolu’yu, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının ortaya koyduğu devrim. Bugün hala dünyanın her yerinde özellikle kadınlara güç ve esin vermektedir. O kuş, tüm aydınlığa susayan topraklarda bir heyula gibi uçmaktadır.

    Yaşadığım şehrimde de anısı ve serencamı milyonlarca hemcinsiyle aynı bir büyük değer yaşadı. Geçtiğimiz günlerde yitirdik kendisini. Öldü demiyorum, o bir kartal kanatlı kuş olarak hala uçuyor. Bize uçuşunu unutturmamak düşüyor. İsmi Seher Yıldırım. Dünyaya ilham veren büyük devrimin zamane yoldaşıdır Seher Öğretmen.

    Seher öğretmen, Anadolu’ya ışık saçabilmek için kendisini yakmaktan bir an bile geri durmamış binlerce cumhuriyet meşalesinden biri. Başına taktığı fötr şapkasını bir muzaffer komutanın apoleti gibi son ana kadar hep baş üstünde tutmuştur. Şıklığı, kendisinden öte çevresine gösterdiği saygının bir yansımasıydı. Aldığı terbiye, kabalığa izin vermezdi. Ama aldığı terbiyenin asla izin vermediği bir başka şey de haksızlıktı. Haksızlığa hiç gelemezdi, bu tavrını doğaya bağışladığı son nefesine kadar sürdürdü.

    Gecenin bir yarısı, kimsenin yer vermemesine aldırmadan otobüste rastladığımda sohbet ederdik. Şen kahkahalarda anlatırdı gün boyu insanlara yaptığı yardımları ve yapmak istediklerini. Onun neşesine yetişemezdiniz, hiç zaman olumsuz bir anın esiri olduğuna tanık olamazdınız. Devrimci kedere teslim olmaz, derdi. Atatürk’ü hem düşünsel olarak hem fiziki anlamda solunda taşırdı.

    Onu düşününce binlerce kız çocuğuna nasıl bir dost eli olduğu hemen aklınıza geliverir. Bir hışımla yanınıza geldiğinde mutlaka bir telaşın içerisinde olduğunu anlarsınız. Ya memleketin şerefli subaylarına kurulan şerefsiz pusularına karşı direniyordur, ya hakkını arayan emekçilerde bir yerlerde mücadele ediyordur. Okuyamayan nice genç kız için burslar topladığının, kendisini biçare hisseden nice kadına uzanan bir el olduğunun, bir evladı olarak canlı tanığıyım.

    Bir Cumhuriyet öğretmeni olarak, Anadolu’nun her köşesinde nice büyük badireleri aşarak size dudak büken, kadın değil mi diyerek küçümseyen ham softa kaba yobaz tayfaya karşı duruşunuzu kendimize kutup yıldızı olarak alıyoruz. Karanlıklarda kaybolduğumuzda o yıldırımın izinden gitmek iradesini taşıyoruz.

    Yaşını bilmiyorum ama hepimizden genç olduğunu defalarca kanıtlamıştır bizlere. Seher Hocam kanat çırpışınızın rüzgarı hala bize tatlı bir serinlik veriyor bu kavurucu sıcaklarda. Bize düşen ise; inatçı bir gülümsemeyle, koyu karanlıklara aydınlık olma mücadelesinde kartal kanatlarıyla uçuşunuzu unutturmamak. Seher karanlığının içinde bir yıldırım aydınlığında..

    Devamını Oku

    Yastıkaltı yazısı

    Yastıkaltı yazısı
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    En zor günler için sakladığımız kara gün akçelerinin kadim sığınağıdır yastık altları. Elbette artık yastıklarımızda eskisi gibi altın ya da para keselerini koyacak küçük gözler bulunmuyor. Artık zor zamanların kalkanı olan maddi güç bankada bir mevduat hesabındadır.

    Anadolu’da birine selam ilettiğinizde selamı iletecek kişi baş üstüne der. Bunu bir emir telakki ederek başının üzerinde yeri olduğu manasını içerir bu yaklaşım. İnsanımız selamı başının üstünde taşırken parayı, pulu, altını başının altındaki yastığa gömmüştür yoksa uykusunda soyulma tehdidinin bertarafı için geceleri yanı başında tutmak için mi bu yöntemi denemiştir bilemiyoruz.

    Evlenen çiftler için hala kullanılagelen bir deyim vardır: Allah bir yastıkta kocatsın. Bu sözde, bahsi geçen bir yastık esasen iki yastık büyüklüğündeki birleştirilmiş yastıktır. İki ayrı yastık değil bir yastıkta yan yana olmayı ifade eder ve eskilerin malı mülkü bu yastığın altında durduğu için ortaktır. Sonraları ayrı yastıklar yaygınlaştı. Eskiden çiftlerin çeyiz sandıklarında mevcut bulunan tekli yastıklar çiftlerin küstüğü anlarda yastıkları yanlarında götüremeyecekleri için sandıktan çıkardı. İşte bu tek kişilik yastıklara küstüm yastık denir.

    Yastığın iyi bir uyku için yeri tartışılmazdır. Kimileri sert ve yüksek, kimileri ince ve yumuşak yastık severler. İyi uyku genelde zihni berrak tutmanın ve gün içerisinde verimli olmanın ana unsurlarındandır. Bilinçaltı muhakemesinin süreçlerin ve uykuda rüyaların derlendiği zamanlara eşlik eder yastıklar. Yastığınız kötüyse sıkıntı büyüktür. Birde yastığınızın altındakiler sizin için dünyalık derdi oluşturuyorsa, uykularınız kaçabilir, rüyalarınız kabusa dönüşebilir.

    En değerli maddi birikimlerini yastığının altında tutan Anadolu insanından da, o birikimlerin yastık altında kalmasına olan gereklilikten de pek eser kalmadı. Hatta yastık altında tutulacak değerli bir birikim kaldı mı orası da şüpheli hale geldi diyebiliriz.

    Yastık altında biriktirecek şeyleri yaşanmışlıktan ibaret olan bizler için ise ancak yastığımızın altından yazıyı çıkarıp boca etmek kalıyor. Sadece en büyük sermayemiz olduğu için değil, uykularımızı kaçıran o içine atma belasından kurtulmak adına da bu bir zorunluluğa dönüşüyor.

    Çağın insanı, küstüm yastığını kucağında gezdirdiği dost sohbetlerinde uykuya dalarken belki bizler gece yarılarında yastık altından çıkarıp kara tahtalara notlar düştüğümüz şiirler yazmak mecburiyetini kendimize iş ediniyoruz. Oysa yastığımızın altından çalınacak düşlerimize sımsıkı sarılarak uyuduğumuz her gecenin çentiği yine yastığımızın üzerinde duruyor.

    Genci, yaşlısı, kadını, erkeği, fakiri, orta hallisi kısacası kahir ekseriyeti insanlığın yer kürenin hemen her yerinde eş güdümlü bir şekilde elimizi yastığımızın altına atsak çok benzer şeyler görürüz. Biriktirdiklerini harcayamadan ölen ebeveynlerimizden, biriktiremeden harcayan bir kuşağa dönüşmenin derin sancısı yastığımızda lekedir. Biz bu çağın insanları, evet belki ayrı ayrı ama milyarlarcamızla birlikte gençliklerinin baharında bir yastıkta kocadık.

    Anlatmak için yaşayanların mirasçısı olan bizler, anlatacak bir şeyi olmadan ölenlerin ızdırabını en derinden hisseder hale getirildik. Bu edilgenliğin uykusundan belki ve ancak yastığımızın altındakileri bilerek ve paylaşarak çıkabiliriz. En değerlilerimizi yastık altından alıp hayata kattığımızda; gaflet uykularında boynumuza ağrılar sokacak altındakileri aldığımız yastıklar ve bizi uyandıracak.

    Devamını Oku

    Bu tedbir kimin tasarrufu

    Bu tedbir kimin tasarrufu
    2

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Tasarruf kelimesi iki manaya gelir; ilki bir şeyi dilediği gibi kullanma yetkisi ikincisi ise idareli harcama anlamlarını içerir.

    Geçtiğimiz günlerde Tasarruf Tedbirleri adı altında Cumhurbaşkanlığı Genelgesi yayınlandı. Ülkemiz genelgeler ve kararnameler memleketi olalıberi her sabah bir kararnameye uyanır olduk. Zat-ı şahanelerinin artık bir istiare sonucu mu yoksa kafasına estiği bir anda mı zuhur ettiği bilinmeyen keyfi kararlarla memleketimiz sürüklenmektedir. Bu acı ve hiç içimize sinmeyen tabloyu elbette ülkemiz hak etmemektedir.

    Tedbir neden alınır? Hangi koşullar tedbir almayı zorunlu kılar? Ekonomik olarak büyük atılımlar gerçekleştirdiği söylenen bir devlet neden ekonomik tedbirler almak durumunda kalır? Bunlar ilk baştan aklımıza gelen sorular.. Öte yandan tedbir denilen şey, tasarruf gibi başlangıçta bahsettiğimiz iki (neredeyse) zıt anlama gelecek şekilde karşımıza çıkarsa bunun istismarı basitleşir.

    Bakın il özel idareleri, belediyeleri, sermayesinin yarısından fazlasının kamuya ait işletmeleri, fonlar, döner sermayeler ve bilimum kamu kuruluşlarını kapsayan bu çok önemli ve acil olduğu söylenen tasarruf tedbirleri sadece kimleri kapsamıyor biliyor musunuz? Genelgede yazdığı haliyle aynen aktarıyorum: Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanlığı ve TBMM Genel Sekreterliği hariç. Kör göze parmak bir Genelge değilse nedir bu? Yani koskoca bir ülke kemer sıkacak, porsiyon azaltacak ama saraydakiler ve muhipleri bundan asla etkilenmeyecekler. Bu izansızlığın, ölçüsüzlüğün ve nobranlığın artık durması gerekmiyor mu?

    Ya artık bu ülkenin ekonomisini mahvettiğinizi kabul edin ve çekilin ya da artık kabak tadı veren tiyatrolarınızı kendinize saklayın. Dünyanın en çok büyüyen ülkesi tasarruf tedbiri uyguluyor, istihdam azalırken işsizlik de azalıyor, zamların, vergilerin, kesintilerin sonu gelmiyor. Bu tablonun inandırıcı hiçbir yanı kalmamıştır.

    Tasarruf Tedbirleri’nin yayınlanmasının bir diğer önemli gerekçesi de muhalefet belediyelerinin hizmet ağının iktidarın tüm olanaklarına rağmen ortaya koyduğundan çok daha etkili bir görüntüye sahip olmasıdır. Nitekim genelge; gazete alımından su arıtmaya, kağıtları arkalı önlü kullanmaktan, yeni inşaat başlatmaya kadar bir çok başlıkta önlem içermektedir. Ve bu önlemleri de elinde sopayla takip edeceğini ifade etmektedir.

    Belediyelerin kendilerine ait hizmet alanlarının neredeyse tamamının kısıtlandığı, halkın ihtiyaçlarının katlanarak arttığı bu pahalılık sürecinde sosyal yardımlara dahi ket vurmayı planlayan bu yaklaşım tamamen iyi niyetten uzaktır.

    Elbette ülkemizin bir tasarrufa ya da israfa karşı tedbir almaya mutlak ihtiyacı vardır. Fakat bu durum son 10 yılda 6 kez yayınlanıp, kendilerinin dahi uymadığı sadece muhalif belediyeleri iş yapamaz hale getirmek için ortaya koydukları siyasi hesaplarla gerçekleşemez. Ayrıca Saray gizli ödeneğinden, şatafatından, yeni saraylar yapma sevdasından, uçak filosundan, 5’li müteahhit çetesi ve saz arkadaşlarından kurtulmadıkça bu ülkede sadece halk tasarruf önlemi alacaktır.

    Cumhurbaşkanı bu genelgeyle beraber; ülkenin ortak parasını gönlünce harcama tasarrufunun kendisinde, porsiyon küçülterek kemer sıkma tasarrufunun da halkta olmasına karar vermiştir. Zaten kendisi karar verdiyse halkın sesini kısma tedbirleri de yakında alınacaktır. Bu tasarruf tedbirlerine karşı halkın en büyük mutasarrıf olduğunu hatırlatma vakti yaklaşmaktadır.

    Devamını Oku

    Kaynayan kazan taşmaz mı?

    Kaynayan kazan taşmaz mı?
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Malum Anadolu türküsünde söylendiği gibi, kaynayan kazan mutlaka taşıyor ve şöyle bağlanıyor bu dizeler, ‘sil gözünün yaşını, ağlayan kavuşmaz mı?’

    Aylardır televizyonlarda gördüğümüz bir tablo var, her haber programında hayat pahalılığından dem vuruluyor. İnsanlar ya hayatlarında böylesi bir pahalılığı görmediğini dile getiriyor ya da alım gücünün çok düştüğünü. Önceden olsa muhalefetin abartısı bir sezon içi pahalılık denilebilirdi. Peki ya şimdi?

    Şimdi olan manzara şu, ekranlara çıkan en sağlam iktidar savunucuları bile ekonomide bir sorun olduğunun altını çiziyor.

    128 Milyar Dolar Nerede? Tarzı yanıtı (varsa eğer) çok basit olan sorular iktidarın şirazesini kaydırabiliyor.

    Geçmişte hatırlayalım; Cumhuriyet tarihinin en büyük özelleştirmelerini (kamu mallarının piyasaya peşkeşi) yapan iktidar ortaya çıkan sıcak para havuzundan istifade ederek böylesi yanlış hamleleri dahi vatandaşa doğru anlatabilmişti. Çünkü hem devletin hazinesi, hem özelleştirilen ata miraslarından gelen para iktidarı uzunca bir süre mali açıdan ayakta tuttu. Açık olan bir şey var, hazıra dağ dayanmazdı. Nitekim şimdi müflis tüccar misali yapılandırmalar yapan, trafik cezalarına abanan, bedelli askerlik, imar barışı, her şeye vergi zam yapan bir iktidar var. Vatandaşa, sokağa çıkma yasaklarını dahi maddi kaygıyla yaptığını düşündürür hale gelinmesi ne kadar acı!

    Televizyon ekranların ekonominin konuşulmasının neredeyse yasaklanması, zikretmekten imtina etsem dahi her gün ekonomik sebeplerle sayısız intihar haberinin duyulması işin çığırından çıkmaya başladığının göstergesi değil de nedir?

    Pandemi koşullarında olağan olarak gösterilen ekonomik zorlukların temelinde vatandaşına birkaç ay dahi doğru düzgün destek veremeyen bir ekonomik yoksunluğun olduğu aşikardır. İktidarın sokaktan ısrarla kaçınmasının sebebi budur.

    Ekonominin kötü gittiğini anlamak için yazar kasa atılmasını bekleyenler için, artık yazar kasalarının yerini pos cihazlarının, cep telefonlarının aldığını belirtelim. Ve insanlar artık o cihazlarla bilgiye de çok hızlı erişmekteler.

    Yıllara yayılan ‘şundan bundan’ tasarruf olmaz anlayışının yarattığı şaşaa, toplumsal kesimler arasındaki sınıf farkını iyiden iyiye belirgin hale getirmiştir. Sokaktan istisnasız 10 kişiyi çevirip sorun, size orta direğin kalmadığını söyleyecektir. Çünkü; Orta sınıfı alt sınıfa, alt sınıfı fakire, fakiri yoksula, yoksulu açlığa teslim etmiş bir yönetim anlayışını toplumda bir kazan kaynatmaya başlamıştır.

    Kazanın kaynadığını pazara gitmeyen bilmez, hamasi nutukların dışında çarşıya inmeyen bilmez. İşsiz sayısına gözünü kapatan, esnafın haline kulak tıkayan, borçluları görmezden gelen, kendi rahatından ödün vermeyip halka üç maymunu oynayan yönetim anlayışı bu derdi bilemez. İktidarın en büyük kaybı, ekonomiyi kaybettikten sonra şirazesinin kaymasıdır.

    Tarihteki bir çok isyanın temelinde; halka uygulanan adaletsiz vergilerin, vatandaştan kopmanın, ekonomi dar bir tufeyli çeteye bırakmanın olduğunu bilen bir geçmişi var topraklarımızın. Tarihini bilenler buna karşı durmalıdır. Yiğidi pazar sonlarında çürük soğan toplamaya muhtaç eden düzen soğan erkeklerini başımıza harami olarak dikmiştir. Süleyman Demirel yıllar önce kaynamayan, boş tencerenin deviremeyeceği iktidar yoktur demişti.

    Kazan kaynıyor ve bu hiç iyiye delalet gibi görünmüyor. Türküde söylediği gibi ağlayan kavuşur mu bilmem ama eğer kazan kaynamaya başladıysa ve tencere kaynamıyorsa orada bir sıkıntı var demektir.

    Devamını Oku

    Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.