DOLAR 18,6443 0.02%
EURO 19,4227 -0.04%
ALTIN 1.051,02-0,01
BITCOIN 3088280,21%
Ankara

PARÇALI BULUTLU

15:24

İKİNDİ'YE KALAN SÜRE

Can Kaderoğlu

Can Kaderoğlu

29 Ekim 2022 Cumartesi

Siyasetin nabzı

Siyasetin nabzı
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Nabız bir bedenin canlılığı açısından en önemli veridir. Eğer nabız varsa beden yaşıyor ve yaşama ihtimali var demektir. Çıkmamış candan ümit kesilmez sözü esasen bu bakış açısıyla ortaya çıkar. Ayrıca nabız zayıfladığı gibi bazen de çok hızlanır. Yükselen nabız o bedenin içerisindeki hareketlilik ve metabolizma hakkında da fikir verir. Kalp atışının hızına oranla ortaya çıkan nabzın sürekli ve çok yüksek hızda olması bir süre sonra bazı yan etkiler gösterir. Bunlardan en önemlileri kalp krizi ve felç gibi istenmeyen rahatsızlıklardır.

Sağlık bülteni tadındaki girizgahımızdan sonra sözü asıl konuya getirmenin vakti gelmiştir. Ülkemizde uzun süredir siyasetin nabzı normal seyrin çok üzerinde seyrediyor. Bu yüzden ülkemiz maalesef zaten yüksek tansiyona yakalanmış durumda. Fakat bu nabzın daha da yükselmesi kimi krizlerin ya da istenmeyen başkaca sonuçların doğmasına sebebiyet verebilir. Bu nedenle uzun süredir olası damar tıkanıklıklarının önüne geçebilmek adına memleketin bazı sosyal konularında operasyonel hamleler yapmak gereği doğuyor. Esasen en büyük potansiyel sıkıntılarımızdan biri olan sosyal barış ve sosyal adaletin sağlanması için muhalefetin, iktidardan çok daha büyük gayretler içerisinde olduğunu gözlemlemekteyiz.

Muhalefet; toplumun birbirine çok uzak olduğunu varsaydığımız kesimlerini bir araya getirip, ilerde tıkanma ya da pıhtı atma (attırılma) gibi sorunlarla karşılaşma potansiyeli taşıyan alanları olası risklerden koruma ödevini yerine getirmektedir. İktidarda olmadan böylesi bir misyonu üstlenmek üstelik iktidarın bütün bozucu hamlelerine karşı bu konuda ısrarcı olabilmek bir siyasi cenah için kolay iş değildir. Takdir edilesidir.

Nabzın yükselmesi elbette siyaseten birilerinin isteğidir. Bu örnekte iktidar partisi uzun yıllardır çeşitli ayrışma başlıklarında toplumun kamplara bölünmesinden istifade etmiştir. Referandum ısrarı toplumun herhangi bir başlıkta bölünmesinden lehine çıkan sonuçları derleme yeteneğinin bir sonucudur.

Nabzın çok az örnekte doğalında gerildiği ama genellikle suni şekilde birileri tarafından yükseltildiği ülkemizin siyaset arenası, aklı selimin ve mutedil bir havanın hakimiyetinin özlemini çekmektedir.

Özlem duyduğumuz sağlıklı günler için uzun süredir yapılan egzersizlerin faydasını göreceğimizi umuyoruz. Ülkemizi bir canlı nedenine benzettiğimiz bu fikir sunumunda elbette bazı virüslerin yan etkilerine maruz kalma ihtimali de vardır.

Bağışıklığı güçlü kılabilmek için kişisel ihtiraslardan, grup çıkarlarının cezbesinden ve küçük menfaatlerinden çekiminden sıyrılmamız gerekmektedir. Son dönemde karşımıza çıkan ve en fazla aksayan durum bu virüsün bazı anlarda bir histeri nöbeti yaşatmasıdır. Toplumun büyük bölümünün umut bağladığı bu sağlıklı atmosferin devamlılığını durduran kim olursa olsun kriz vesilesi olarak hasta kayıt dosyasına adını yazdıracaktır. Kanuni’nin çok sevdiğim şiirinin en önemli kısmı ise; olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi diyor. Buna kulak asınız.

Devamını Oku

Durum tespiti ve olanaklar

Durum tespiti ve olanaklar
0

BEĞENDİM

ABONE OL

‘Masa da masaymış ha’
Edip Cansever


Somut koşulların somut analizi olarak teorize ettiğimiz ve ortaya çıkan durumları kendi koşulları içerisinde dogma ve şablonlara bağlı kalmadan günün koşullarına göre yorumlama becerisini diri tutmak zorundayız.

Ne ‘kazanıyoruz’ düşüncesi rehavete kapılmamızı sağlamalı ne de ihtiyatlı olmamız umutsuzluk için gerekçe olmalıdır. İhtiyatlı umut diye isimlendirebileceğimiz bir ‘eşeği sağlam kazığa bağlama’ dürtüsüyle hareket etmeliyiz.

İktidarın yenilmesi için türlü alametler belirmiştir. Fakat iktidarın da alamet-i farikası ülke tarihinin en büyük devlet gücüne sahip olmasıdır. Azalmış olsa da biriktirdiği kitle gücü hafife alınmamalıdır. İktidar partisi her ne kadar vatandaşın duygu ve dertlerinden kopmuş bir elit tabaka tarafından idare edilse de tabanındaki enerji hala Anadolu insanının duygularını belli oradan temsil etmektedir.

Çağın musibetlerinden biri olarak niteleyebileceğimiz ‘Karizmatik liderler’ sultasının, vatandaşlar üzerinde süreğen bir etkisinin olduğunu kenara yazalım. Pop starlar ve karizma sahipleri arasında sıkıştığımız bu çağı aşma iradesi; ilkeler ve program üzerinden sağlanabilir.

Aliya İzzetbegoviç’in n çok sevdiğim sözlerinden biri ‘Savaş ölünce değil, düşmanına benzeyince kaybedilir.’ Elbette savaş ve düşman bu bağlamda bir metafordan ibarettir. Öte yandan iktidarın bugüne değil eleştirdiğimiz politikalarından ayrıksı bir sosyal düzen, ekonomik sistem, hukuki yapı, özgürlük ortamı projeksiyonu ortaya koymamak ise bizi kaybedişe götürür, sayısal olarak üstün gelsek bile.

İktidarın kaybedeceğine dair gözlemlerimizi perçinleyen birkaç olgunun altını çizmekte fayda var. İlk kez oy kullanacak ve Z kuşağı diye kabaca tarifleyeceğimiz kesimin büyük orandaki iktidar karşıtı eğilimini kenara yazmalıyız. Muhalefetin aldığı belediyeler üzerinden temas etmeye başladığı kesimlerin iktidardan kopuşunu kenara yazmalıyız. Hayat pahalılığının yarattığı ev içi bunalımların siyasi tercihlere yansıma ihtimalini kenara yazmalıyız. Anketlere yansıyamayan korku ikliminin dip dalgasını kenara yazmalıyız. Özellikle ülkenin doğusunda kayyum gibi uygulamalarla oluşan duygu zedelenmesinin bilhassa CHP tarafından doldurulan boşluğunu kenara yazmalıyız. 2018 seçimlerinden sonra doğrudan iktidar partisinden ayrılan iki partinin yarattığı sayısal ve siyasal hesabı bir kenara yazmalıyız.

Kenara yazdıklarımızı ele alıp fotoğrafa baktığımızda zaten yüzde 1,9 luk bir farkla kaybedilen seçimin doğru stratejiyle kolay kazanılacağı düşünülür. Oysaki en başta belirttiğimiz hususlardan dolayı muhalefet masasının şiirdeki gibi bir masaya dönmesi gerekecek. Her şeyi taşıyıp hiçbir şeyi dökmeden ilerlemesi..

Aksi takdirde ne siyaset bu kadar düz sonuçların ortaya koyulduğu bir alandır ne de Türkiye evdeki hesabın çarşıya uyduğu bir pazar..

Devamını Oku

Kılıçdaroğlu, seçim ve sonrası

Kılıçdaroğlu, seçim ve sonrası
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Akp’li yılların yönetsel açıdan en tipik özelliği kamplara ayrılmış toplumsal yapının mevcut durumunun devamının sağlanmasıydı. Ayrılıklar ve farklılıkların daimiliği nicel açıdan çoğunlukta olan partiye ya da bloğa büyük olanaklar sağlıyordu. Toplumun zayıf karnı olarak beliren unsurların tespiti ve bu ayrılıkların idamesi Akp’ye siyaseten büyük alanlar açıyordu.

Sayısal ve siyasal açıdan çok büyük bir alanı kaplayan Akp iktidarının tek bir seçimde ve tabanının doğal sınırları belli olan bir partiyle yenebilmek içinde bulunulan konjonktürden dolayı çok zor olduğu tespiti üzerine bir siyasi rota inşası başladı.

Bu rotanın en kısa yoldan basit heveslerle ilerleme ihtimali de vardı ama Kılıçdaroğlu görece zor ama daha sağlam temellere oturacak bir yol seçti. Üstelik bu yol orta vadede partiye katkı sağlıyor gibi görünse de uzun vadede memlekete de büyük katkılar sunuyordu. Bozulan toplumsal barışın yeniden tesisi adına çok değerli hale gelen farklı kesimlerin ortaklığına dönüşen bir yol oluyordu bu yol.

Başlarda patikaya benzeyen ve tozdan geçilmeyen bu güzergah, zamanla genişlemeye ve asfaltla kaplanmaya başladı. Şimdilerde ülkenin geleceğinin planlandığı sadece yolun yoldaşları tarafından değil ülkemizin tüm siyasi kesimleri tarafından ilgiyle takip edilen 6 şeritli ve keyifli bir yola dönüştü.

Teşbihte hata olmayacağını varsayarak getirdiğim bu noktadan itibaren siyasetin kendi mecrasına bırakıyorum yazıyı.

Kemal Kılıçdaroğlu; asla yan yana gelemeyeceği var sayılan kesimleri birlikte yürüyecek düzleme getiren siyasetin hem kurgucusu hem ısrarcısıdır. Hem işçisi, hem hamisidir. Elbette bütün kesimlerin liderlerinin katkısı çok önemlidir ama on yılı aşkın süredir üstelik her türlü gadre rağmen bu yolda devam edebilmek kolay iş değildir.

Toplumun özellikle muhalefetle anlamlanan kesimleri, birbirlerini daima taşlasın ve bir araya gelmeleri imkansız hale gelsin ki; iktidarın her türlü yanlışına rağmen iktidarda kalabilme konforu elinden alınmasın. İşte bu lüksü iktidarın elinden alan yaklaşımın teveccüh görmesi insanlarımızın ferasetine olan inancımızı da perçinliyor. Bu şımarıklığı devlet yönetiminden uzaklaştırma iradesine verilen destek siyaset yapıcıları da motive ediyor.

İttifak denilen mevhumun doğası gereği ihtiyaç duyulan asgari müştereklerin, esasen Türkiye’nin ilerlemesi açısından gereksinim duyulan olgular olması geleceğimiz açısından çok olumludur. Çünkü bir siyasi hareketin kaderini ülkenin kaderiyle eş hale getirip felakete sürüklendiğimiz 20 yılın sonunda kendi siyasi programlarını ülkenin kalkınma programı haline getireceğini düşündüğümüz bir ittifakın varlığı bizlere güven vermektedir.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun stratejisindeki ısrarının ülkemiz ve muhalefet cephesi açısından büyük sonuçları olacağı aşikar. Asıl mesele iktidar alındıktan sonrası döneme ait kurguların yine toplumsal barışımıza dönük önemli mevziler içermesidir.

Devamını Oku

Başı dik, sırtı pek Çubuk için!

Başı dik, sırtı pek Çubuk için!
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Ankara’nın kuzeydoğusuna düşen bir güzergahta, biraz unutulmuş biraz da kendini unutturmuş bir ilçe Çubuk.

Coğrafyası bir sürü derde derman, hastalara şifa… Doğa güzellikleri derseniz aklınıza gelmeyecek kadar büyük bir cazibeye sahip.

Şu an için yetmiş yedi köyü var Çubuk’un, yakın zamana kadar bu sayı yüz elli civarındaydı. Akyurt Çubuk’tan ayrılıp ilçe olunca birçoğunu aldı köylerin. Pursaklar ilçe oldu sonra o da hatrı sayılır bir nüfus ve nüfuzu aldı elimizden.

Çubuk öteden beri sanayileşememekten yakınır durur… Daha 90’ların başında ilçe olan bir yerleşim yeri dediğimiz Akyurt bir organize sanayi bölgesine kavuşmuştur söz gelimi, ama Çubuk elindekileri bile yitirmesiyle ünlüdür.

Çubuk uzun zamandır bir milletvekili çıkaramamıştır bağrından. Bir çok cemiyette bu durumdan müzdarip olanların sesini ve serzenişini duyarsınız ama örgütsüzlüğün yükü düşer omuzlarımıza… Siyasetin bu kadar belirleyici olduğu bir memlekette yaşamanın verdiği zaruretlerden birisi de karar alıcı mercilere yerel temsilci göndermek değil midir?

Meclis’te ‘kapısına teperek’ odasına gireceğimiz bir vekili olmayacak mı ilçemizin? Sadece ilçenin değil yörenin sorunlarını konuşup çağımızın sorunlarıyla çözüm konusunda cebelleşeceğimiz bir zemine bizde gelemeyecek miyiz?

Ya da diğer bir deyişle mahalle kahvehanelerinde yerden yere vuracağımız, oğlumuza kızımıza iş bulamadığı için linç edeceğimiz bir mebusumuz olmayacak mı?

Bir ilçe düşünün yıllardır bütün iktidarlara en büyük desteği versin ama bu temsiliyeti hak edemesin…

O zaman yeni alternatifler arama zamanı gelmemiş midir? Hep aynı şeyi deneyip farklı sonuç almayı beklemek hata değil de nedir?

Mevlana’nın dediği gibi ‘düne ait ne varsa dünle gitti can cazım, artık yeni şeyler söylemek lazım’ değil midir?

Çubuk sesini gür bir şekilde çıkardığında, yöresine ilham kaynağı olacak bir toplumsal güce sahiptir. Yeter ki birbirimizi sahip çıkalım ve gücümüzün birliğimizden geldiğini bilelim..

İşte o zaman futbol takımlarımız üst liglerde, hemşerilerimiz mecliste, gençlerimiz en güzel yerlerde, çiftçimiz el üstünde, kadınlarımız kaygısız günlerde, yaşlılarımız dertsiz bir yaşam hevesinde olacaktır.

Az az bir araya gelmeye başlamanın zamanıdır.

Unutmayın her çok azdan olur!

Devamını Oku

En son ne zaman?

En son ne zaman?
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Nostalji baskın yazılara ayrı bir düşkünlüğüm var. Hele bunun bir kitap haline getirilmiş versiyonları beni benden alıyor. O yüzden Ayfer Tunç’un Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek adlı eserini çok beğenirim ve her fırsatta öneririm.. Müzik konusunda seçim yapmakta zorlanıp en bunaldığım anlarda 90’lar dinlemek hep kurtarıcım olmuştur. Sadece yaşayarak deneyimlediğim geçmişe değil anlatılarla zihnimde berraklaştırmaya çalıştığım hayatlara da ayrıca bir ilgi duyuyorum.

Peki siz en son ne zaman yaptım acaba diye düşünüp kendinize net yanıtlar veremediğiniz ve özlem duyduğunuz şeyleri sıralamaya kalksanız, liste ne kadar uzar?

Son 15 – 20 yılda özellikle iletişim çağının baskın karakterinin oluşmasıyla beraber karşımıza hızlı eskiyen ve çabuk anılaşan anlar çıkmaya başladı. Hızlı anılaşan anların ölümsüzleşmesinin kolaylığı da ayrı bir yere yazılmalıdır.

Anlatılan hikayelerin yerini izlenilen ‘story’lerin aldığı çağımızda acının, özlemin, mutluluğun ezcümle tüm duyguların önemi oldukça azaldığı kanısına varıyorum. Bu varış ise beni ayrı bir eskiye özlem buhranına sokuyor.

Rutinlerimizin, birer monoton hayatlar yumağı yarattığının ne kadar ayırdındayız?

Peki en son ne zaman bir kütüphaneye gidip az tozlu raflardan kesif kokusunu içinize çektiğiniz eski bir kitap alıp okumaya başladınız?

En son ne zaman büyük bir iştahla yaktığınız ateşin başında dostlarınızla telaşsız, koşmadan ve durup dinleyerek bir sohbete daldınız?

En son ne zaman yarın kaygısı gütmeden bir bugünü yaşadınız? Çocuklukta yorulmak nedir bilmediğiniz oyun zamanlarınızın size verdiği hazzı en son ne zaman tattınız?

En son ne zaman gününüzü, bugün bitmesin diye çırpınıp didinerek geçirdiniz..

Biliyorum en son ne zaman sorusuyla başlayan cümlelerin listesi uzayıp gider. Ama bu soruların arasında canınızı acıtmayacak bir soru yoktur.

Size bir soru; en son ne zaman, en son ne zaman sorusunu kendinize sordunuz?

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.