DOLAR 17,9331 -0.03%
EURO 18,4099 -0.71%
ALTIN 1.038,510,60
BITCOIN 4424502,73%
Ankara
26°

AÇIK

13:14

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

Can Kaderoğlu

Can Kaderoğlu

09 Ağustos 2022 Salı

Ekonominin Açtığı Çakralar

Ekonominin Açtığı Çakralar
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Süleyman Demirel’in meşhur ‘Tencerenin götüremeyeceği iktidar yoktur.’ sözüne atfen bugünlerde de ülkemizde yaşanan sorunların kaynağına odaklanılması gerekiyor.

Tencere her zaman her koşulda iktidarları değiştirir mi bilinmez ama işlerin eskisi kadar rahat ilerlemeyeceği aşikar. Özellikle alım gücünün bu kadar düştüğü, hayat pahalılığının sadece mevcut iktidarla geçen 20 yılın değil belki cumhuriyet tarihini kapsayacak şekilde pahalandığı böylesi bir dönemde iktidarın işi oldukça zordur.

Bu dönemde iktidardan kopuşun yoğunlaştığını gözlemliyoruz. İktidarın bunca sıkıntıya rağmen neden hala hatrı sayılır bir oy aldığına dair de çözümlemeler yapılıyor.

İktidar partisinin sıradan bir parti ya da hükümet süreci yaşamadığını, Türkiye’de bu iktidar pozisyonunun tahkimatı için bilinçli bir kamplaşma zemini üretildiğini gözden kaçırmamak gereklidir. Bütün bu ayrışmalara rağmen muhalefet cephesinin ılımlı ve kapsayıcı tavrının sürekliliği kötüye giden ekonomiye iktidarın cam simidi olabilecek kimlik siyasetini elinden almıştır.

AKP etrafında kenetlenmiş kesimlerin bir bölümü iktidarın artık ülkeye vereceklerinin kalmadığına ikna olmuştur ve kopuş süreci başlamıştır. Bir kesim ise kopuşun katalizörü olan muhalefet belediyelerinin hizmetleri, dürüst ve şeffaf tavırları sayesinde iktidar cephesinden uzaklaşmıştır. Fakat merkezdeki çekirdek tabanı saymazsak hala buradan umutvar olan kesimler için muhalefetin bir siyasi rota belirlemesi gerekmektedir.

AKP’nin oy oranı açısından en büyük siyasi başarılarının temel sebebi merkez sağda kendisine rakip olabilecek bütün unsurları bir şekilde yok etmesi ya da kendi içerisinde soğurmasıydı. Şu an 6’lı masa içerisinde bulunan sağ partilerin büyük bölümü iktidarın potansiyel rakipleridir. Oy akışları bu partilere çok daha hızlı olmaktadır. Fakat şu bir gerçektir ki CHP en az oy aldığı kesimler kadar bir toplamında 2. Partisi haline gelmiştir. Bunun anlamı ise açıktır ülkenin alternatifi hazırlanmaktadır. 6’lı masa ile birlikte ülkemizin siyasi seçenekleri genişleyecek ve umut artacaktır.

Ekonominin kötü gidişatı bugüne kadar iktidara fazlaca kredi açan halkımızın çakralarını açmış ve iktidar partisi dışındaki alternatiflere yönelme eğilimini beslemiştir. Bugün gördüğümüz husus esasen AKP’nin geçmişe dönük kusurlarına dair de halkımızın elinde dört başı mahmur bir listenin olduğudur. Özelleştirme adı altında Cumhuriyet yıllarının bütün birikimlerinin satılması, tarım ve hayvancılığın plansızlıkla getirildiği nokta, eğitim ve sağlıktaki niteliksiz ve paralı hale gelen hizmetler ve mülteci sorunları iktidarın başlıca açmazlarıdır ve halkımızın hafızasında günden güne berraklaşmaktadır.

Unutmayalım tenceredeki sorunlar gideni gösterir, geleni gösterecek olan tarladaki izimizdir.

Devamını Oku

İktidar Giderken

İktidar Giderken
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Akp’nin 20 yıllık iktidar yolcuğunun son demleri hissini veren günleri yaşıyoruz. Milenyumun başlarında siyasi ve ekonomik kriz yaşayan bir ülkenin iktidarını devralan Tayyip Erdoğan ve arkadaşları ülkeyi daha önce hiçbir politik ekibe nasip olmamış bir süre zarfında yönettiler. Ve yine hiçbir politik ekibe ya da kişiye nasip olmamış bir otorite alanı yaratarak bu yönetimi tahkim ettiler.

Esasen yaptıkları birçok uygulamadan, kendilerinden önceki hiçbir dönemi suçlayamayacakları kadar uzun bir süre bu ülkeyi yönetmiş bir iktidar var karşımızda. Fakat ne hikmetse hala tek parti dönemleri dahil ülkemizin tarihiyle ilgili çok başka kesitlere fatura edilebiliyor yaptıkları. Bunun adı siyasal iletişim başarısı olmaktan çok yavuz hırsızın ev sahibini bastırmasına dönüşmüştür.

2000’lerin başında başlayan ve tüm kamusal birikimlerimizin satılmasıyla ilerleyen Akp’li yıllar artık satacak bir şeyin kalmadığı ve tamamen halkın sırtına yüklenen vergilerle çevrilen bir kamu hazinesi yaratmıştır. Hovarda evlat misali, atasından kalan mirası birkaç yıllık keyif için satıp savarak iktidarda sürülen saltanatın son günleri hissi yayılıyor.

Bunu sokakta feveran eden insanlardan, her gün her şeye gelen zamlardan, ülkemizden kaçıp gitmek isteyen gençlerimizden, dağılan ve sistemsiz hale gelen bütün politikalardan anlıyoruz. Bunu artık şirazesinden çıkan üslup sorunlarından anlıyoruz. Halkına sürtük diyecek kadar çizgisini şaşıran ‘büyük’ liderlerden, 5 tane tufeyliye ülkeyi peşkeş çeken ‘kutlu davalardan’ anlıyoruz.

Bu yazıları geleceğe birer mektup gibi yazıyorum. 20 yıl sadece dile kolay gibi görünüyor. İleride 20 yıllık bir yönetimin nasıl kendini de halkını da zorluklara maruz bıraktığını daha iyi anlayalım diye küçük hatırlatıcılar gibi düşünelim.

Bir türkü de söylüyor ya; ‘iyilik etmeden başına kakar, beni muhannete muhtaç eyleme’ diye, durumumuz biraz da bunu andırıyor. İktidar bizim vergilerimizle, emeklerimizle, atalarımızdan miras kalanları satarak kasaya koyduğu parayla yaptığı yolu, köprüyü, tüneli başımıza kakıyor adeta.

Yangınlar, seller, heyelanlar… bunların hepsi birer doğal afet. Fakat göz göre göre gelen bu afetlere akılcı hiçbir önlem almayan yöneticilere ne demeli? Dere yataklarına verilen imar izinlerini nerelere yazalım.. Geçtiğimiz yıl ülkemiz tarihindeki en büyük orman yangınları olmasına rağmen bir tane gece görüşü olan söndürme uçağı bile almayan boşvermişlere ne diyelim?

‘Faiz sebep enflasyon neticedir’ gibi hayatın içinde defalarca yanlışlanan absürd tezleri hala canhıraş savunan garabetin iktidarın ayağının altındaki muz kabuğu olduğunu söyleyelim. Çünkü halkın kamburu haline gelmiş enflasyonun temel sebebini oluşturan piyasa ekonomisinde çare arayanlar kendi ayaklarını da kaydırmıştır.

İktidar değişirken, ülkemizin büyüklüğünün hem büyük bir sorumluluk yanı sıra çok büyük bir nimet getirdiğini görmek gerekiyor. Bu topraklar insanlığın ilk yıllarından bugüne havaya savrulan bir tohum taneciğinin bile serpilip geliştiği kocaman bir tarladır. Bu verimli topraklar sadakatle sulandığında ve emek emek işlendiğinde tüm insanlığı doyuracak kadar da büyük bir cömertliğe sahiptir.

İktidar giderken gönül ferahlığıyla anladığımız şey ise, sel gidiyor kum kalıyor.

Devamını Oku

İflasın Paradigması

İflasın Paradigması
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Fikret Başkaya’nın Türkiye siyasi tarihine köklü eleştiriler getirdiği ve özetle oluşturulan sistemin artık iflas ettiğine dair fikirlerini içeren kitabıdır Paradigmanın İflası.

Müflis tüccar eski defterleri karıştırırmış.

AKP iktidarı uzun yıllar topluma gelecek yılların vaadini verdi. Hem psikolojik hem de tarihsel açıdan önemli kesitlere işaret ederek motivasyonunu önüne bakmaktan aldı. Anladığımız odur ki, toplumun da beklentilerine karşılık veren bir politikaydı bu. Çünkü yıllarca insanlar geleceğe ve gelecekteki olası güzel günlere inanarak bir algıya kapıldılar. Siyasetin iletişim ayağındaki en büyük başarılardan birini bu meziyetleriyle anlamlandırdılar.

Muhalefeti paralize eden şey iktidarın daima ileriye yürüme isteğiydi belki de.

İktidarın hatırı sayılır bir süredir geleceği sadece farazi bir söylem üzerinden ağzına aldığını, geçmişe takılıp kaldığını tespit ediyoruz. Bunun en önemli göstergesi, geçmişteki başarılarından bahsetmelerinden daha çok geçmişte olmuş bitmiş toplumsal olayları sürekli halkın önüne getirmeleridir. Gezi eylemlerinin süreğen davalarından, geçmişte atılan twitlerin siyaseti şekillendirmesine, Cumhuriyet dönemi uygulamalarından 28 Şubat gibi kırılma noktalarının istismarına kadar birçok başlıkta iktidar bloğu geçmiş defterleri bir umacı gibi halkın önüne getiriyor.

Sistemin sadece ekonomik olarak değil fikri açıdan da doğal sınırlarına geldiğini düşünüyorum. Artık halka sunulacak herhangi bir başarı öyküsü kalmamıştır. Başarılacağına inanılmayan ‘masallardan’ başka elde avuçta bir şeyin kaldığı da söylenemez.

Moral ve motivasyon açısından sığınılan tek alanın hali hazırda iktidar olmanın verdiği yıllara sari bir özgüven olduğunu acı bir şekilde görüyoruz. Toplumun ürkütüldüğü, seçimle iktidarın değişmeyeceği izleniminin yaratıldığı, kamusal alanın tamamen bir partiye terkedildiği bir dönemde bugüne kadar anlatılan o yaldızlı propaganda cümleleri de kayan yıldızlar gibi kayboldu.

Hülasa iktidarın yirmi yıl önce parlatarak ortaya koyduğu Türkiye tablosu yerle yeksan oldu. Gençlerinin geleceğini ülkesinde göremediği bir ülke her açıdan iflas etmiştir. Ekonomik, ideolojik, kültürel ve sosyal ayakları çağa ayak uyduramayan ve bir düşman sanrısının arkasına sığınılan bu iflas kendisine has bir paradigmada yaratmak üzeredir.

İleri demokrasi sloganlarından ülkenin yönetimini tek adam modeline terk etmek ayaklarınızı bastığınızı söylediğiniz zeminden çoktan koptuğunuz anlamına gelir.

AKP iktidarı hem ülkenin bu döneminde bir iflasın müsebbibidir hem de kendileri bir siyasi hareket olarak iflas etmiştir. Kendi kaderlerini ülkeninkine bu kadar paralel hale getirmelerinin hepimiz için acı sonuçları olduğunu deneyimleyerek görüyoruz. Bu batışın ve iflasın AKP gibi bir siyasi hareket cephesindeki tezahürü ise ‘benden sonrası tufan’ şeklinde ortaya çıkmıştır.

Türkiye siyasi tarihine büyük bir iflas hareketi olarak adını yazacak olan bu dönemin kendine has paradigmasını ise tarih kitapları çok detaylarıyla inceleyecektir.

Devamını Oku

6’lı masanın toplumsal zaferi

6’lı masanın toplumsal zaferi
0

BEĞENDİM

ABONE OL

1980 darbesinin mahpushanelere dair stratejilerinden biri karıştır-barıştır uygulamasıydı. Bu uygulama karşıt siyasi görüşlerden insanların aynı koğuşlara yerleştirilerek aynı baskı ve muameleye maruz bırakılmalarının ardından kurdukları duygudaşlığın sonucu olarak birbirlerine yakınlaşmalarını içeriyordu. Bu uygulamanın; bir askeri darbe pratiğinin olumlu sonuçları olması hususuna girmeden, kulağa çok hoş gelen bir sonucu var: Barışmak. Elbette nihayetinde kelimenin ilk anlamıyla bir barış olmadığı kesin ama okuduğumuz anılar ve dinlediklerimiz bize insanların birbirlerini anlamak açısından büyük olanaklar sunduğunu gösteriyor. Sayısız örnekte, hapiste birbirine yarenlik etmiş karşıt siyasi görüşlü insanın yaşanmışlıklarına tanık oldum.

Yukarıda bulunan örneğin; bir toplum mühendisliği çalışması olduğu, mecburi koşullarda zaruri empati süreci olduğu ya da geçici bir durum olduğu söylenebilir. Ayrıca bu durumu doğru bulmayanlarda olabilir.

Toplumun geniş kesimlerinin birbirini anlayabilmeleri, birbirlerinin sorunlarına büyük bir samimiyetle eğilmeleri ve mümkünse çözüm bulmalarından rahatsız olmak bu memleketin hayrına değildir. Çünkü çözüm için tokalaşmayan eller kavga için sıkılan yumruklara dönüşüyor. Bu durumu görerek bu yönde çaba harcamamak ise ancak kavgadan ve kutuplaşmadan rant elde edenlerin beklentisidir.

6’lı masanın ya da müstakbel bileşenleriyle Millet İttifakının en önemli özelliği ve faydası, siyasi olarak ayrıştırılmış ve birbirlerine karşı kamplaştırılmış toplumsal kesimlerin birbirlerinin sorunlarına kulak kabartmalarını sağlamasıdır. Adlı adınca konuşalım, Türkiye’de iktidar olmayı planlayan partilerin toplumun hatırı sayılır bir kesimi olan Alevilerin sorunlarının hamiliğini ya da sözcülüğünü bir partiye bırakması ne kadar doğrudur? Ya da demografik olarak yoğunluğu ortada olan Kürtlerin sorunları nasıl olur da sanki bir tek parti ile ilgiliymiş gibi görülebilir? Aynı şekilde mütedeyyin kesimlerin temsilciliği tek bir partiye nasıl bırakılır? Elbette bu bahsettiğimiz kimlikler doğrudan bir dünya görüşünün şemsiyesi altında anlamlanmıyor ama ülke gerçekliği içerisinde yoğunlaştığı partileri hepimiz biliyoruz. Bir örnekle beslemek gerekirse; iktidar partisinin Kürt Açılımı sürecini sadece bir çözüm arayışı olarak değil aynı zamanda Kürtlerden en fazla oy alan partinin kendi tabanının önemli bir kısmına verdiği bir mesaj olarak da değerlendirilmek gerekir. Oy aldıkça ya da temas ettikçe partiler sorunlarla daha yakıcı şekilde yüzleşiyorlar. Çözümün başlangıcı tam da sorunun kendisiyle sarsıcı biçimde yüzleşmektir.

6’lı masanın görüntüsü bile, toplumsal yaşamda bugüne kadar birbirine burun kıvıran kimi kesimlerin ‘acaba’ diyerek düşünmelerine yol açtı. Üzerine bu siyasi ‘gani gönüllülüğün’ süreklileştirilmesi ise insanlarda kalıcı tutum değişikliklerine yol açmaya başladı.

Egemen güçler tarafından periferiye itilen ya da çevredeki yerleri perçinlenenler yankı odalarından kurtularak birbirlerinin seslerini, acılarını, sorunlarını daha ne duymaya başlıyorlar. Farklı kesimlerin karşılıklı hüsnü kabul göstermeleri toplumsal barışımızın tesisi için iktidar olmaktan çok daha önemlidir. İşte bu yüzden uzakların yakın olmasından beis duyanlara öncelikle bu masanın dağılmaması sağlanarak cevap verilmelidir. 6’lı masanın psikolojik üstünlüğü ele almasının temel sebebi asla olmaz denilen bu, uzakları yakın etme becerisidir.

Gözden uzak olmayan gönülden de ırak değildir. Zafer buradadır.

Devamını Oku

Buyurun cenaze namazına

Buyurun cenaze namazına
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Türkçe de deyimlerin ortaya çıkması için büyük bir deneyim süzgeci ve yaşanmışlıklar en önemli temeldir. Atalarımızın yaşadığı dönemlere ve durumlara özgü ortaya koyduğu, zeka ve tecrübe ürünü bu söz öbekleri bizlere meramımızı anlatmak hususunda büyük imkanlar tanıyor. Bazen çok uzun cümlelerle anlatacağımız durumları birkaç kelime ile anlatmak ise işin doğrusu tadından yenmiyor.

Başlıkta yer alan söz öbeği de böylesi bir anlam taşımakla beraber ben bu yazıda bu durumu konu almayacağım. Buyurun cenaze namazına sözü için bir anlam ya da anlatım karmaşası olduğunu söylemek mümkün. Türk Dil Kurumu’nun Deyimler Sözlüğü’nde bu söz için; şaka yollu olarak, beklenmedik kötü bir durum karşısında üzüntü anlatan bir söz ifadesi geçiyor.

Cenaze hepimiz için soğuk bir kavram ve cenazeler soğuk ortamlar olsa da hepimizin başında olan gerçekler. Geleneklerimizde cenaze namazında erkekler yer alır. Kimse cenaze namazına buyur edilmeyi de dilemez. Fakat ölen insanların ardından yapacağımız belki de son vazifedir bu eylem. Cenaze namazını kıldıktan sonra helallik verip toprağa defni gerçekleştirmek.

Kolaylaştırmak ve zordan uzak tavırlar sergilemek her toplumda takdir edilen bir davranış olmakla beraber, sık görülmezler. Bir işin olabilmesi ya da olabilir hale gelmesi için karşınızdakilerin sizlere çeşitli seçenekler sunması insanı o işle ilgili fazlaca motive etmez mi? Yani belki bir eksik ya da ayıbınızın veyahut bir bilmemezliğinizin olduğu ortamda sizleri de kolektif sürece dahil etmenin bir yolunun aranması kişi de büyük bir hüsnü kabul uyandırır.

Cenaze namazları esnasında hazır olan imama uyarken dikkat etmişsinizdir; imamlar orada bulunan herkesten musalla da yatan kişi için bir iyi dilek duyabilmenin yollarını ararlar. İşte bu durum beni çok etkiler. Cenaze namazlarında sizin katılımınız için imam çeşitli yollar ve kolaylıklar sunar. Cemaate seslenerek; bilenler bir kısmı olmadan ‘sübhaneke’yi, bilenler cenaze duasını, bilmeyenler dua niyetiyle Fatiha suresini, onu da bilmeyenler ‘Salli-Barik’ dualarını okurlar. Onu da bilmeyenler Türkçe olarak mevtanın ardından iyi dileklerini sunabilir ve çeşitli dualar edebilirler. evet her imam bu kadar kolaylaştırıcı değil belki ama genel bir prensip olarak benim gözlemim kolaylaştırıcılığın en ileri örneklerinden biridir bu durum.

Bazen bağlamından kopartarak, kolaylaştırma sürecini ifade edebilmek adına ‘buyurun cenaze namazına’ dediğim bile oluyor. Acaba işlerimizin zorlaştırıldığı, herkesin birbirine birer engebe gibi konumlandığı günümüzde, kibir ve hırsların cenaze namazını kılmak için bir davette mi bulunsak?
hayatın her alanında akla gelmeyecek zorluklarla karşılaşan canlılara karşı, tıpkı cenaze namazı esnasında bir imamın sağladığı kolaylıkların benzerlerini mi sunsak?

Kimseyi öldürmeden, sadece kolaylığın seçeneklerini artırmanın bir yolu olarak, haydi sizde buyurun cenaze namazına.

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.