DOLAR 8,48030.03%
EURO 10,06030.11%
ALTIN 493,810,01
BITCOIN 3382784,69%
Ankara
31°

AÇIK

04:13

İMSAK'A KALAN SÜRE

Ufuk KÖK

Ufuk KÖK

12 Nisan 2021 Pazartesi

    Gün batarken

    Gün batarken
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Her sabah kalktığında yeni bir başlangıç,yeni bir gün, yeni bir hayat umutlarıyla yola çıkarsın.

    Kapı eşiğinden ayağını dışarı attığın anda, her günkü gibi hiç bir şeyin değişmediğini, alışılmış bir hayatın içinde bulursun kendini.

    Halbuki ne umutlar vardı içinde güzellik, huzur, cıvıl cıvıl sokaklar, herkes işinde ekmeğinde, selamlaşan, birbirine nezaket, saygı gösteren insanların bir oyana bir buyana koşuşturduklarını görmek gelir içinden.

    Bunları görememe korkusu kapıdan çıktığında belirginleşir, göremeyeceğin duyamayacağın o güzel hayaller her attığın adım kadar uzaklaşır senden, yakalamak istercesine adımların hızlanmaya başlar, ve onca yol kat edersin bilmeden fark etmeden . Geriye baktığında bitkin, birbirine küs bakan insanların içinden geçip geldiğini fark edersin. Boş, monoton bir yolculuktur, umutsuzluğa doğru sürekli kendine çeken bataklık misali kaybolup gidersin kendi iç boşluğunda geri dönüşü zor bir yolmuş gibi vaz geçersin her bir güzeli, güzelliği görmekten.

    Umut yerine umutsuzluk solmuşluk, usanmışlık sarar etrafını, bunalır daralırsın, sarılmak istersin sımsıkı. Bir ışık gördüğünde sahteliği gelir aklına korkarsın, ışık gözlerini kamaştırır, bakamazsın, şüphe vardır içinde onca karamsar yolculuğun sonunda bir ışık görmek düşündürür seni, benden başka fark eden yok mu deyip donup kalırsın, gerçekle sahtelik arsında gelgitler başlar şaşırırsın ne yana bakacağını, ne yana gideceğini, çelişkiler sarar etrafını, başını döndürür, yaşam dediğin şeyin böyle bir şey olduğunu düşünürsün konduramazsın kendine, sahtedir, aldatmacadır, suyun akışı gibi kendi istemediği halde akıcılığı olan yöne doğru akıp gitmek gibi gelir insana. Yol bulmak zordur, elinde değildir çoğu zaman yön değiştirmek zor gelir, düşündüklerinle görmek istediklerinle çelişir durur seni çeken akım, hayat denen yaşam şekli, bir türlü hedefi tutturmazsın.

    Yazımın başında belirttiğim gibi; Yeni umutlar, huzur, cıvıl cıvıl sokaklar, selamlaşan, birbirine tebbessüm eden insanlar, paylaşan, birbirine saygı duyan bir toplum yaşam kalitesini artıran değerlerin bir bir kaybolup gittiği görülen bir yolculuk.

    İnsanları bu denli bencil yapan, hırçınlaştıran, ayrıştıran nedir, Dünya görüşümü? Menfaat mi? Senlik benlik mi? Açlık mı? Bulunduğun topraklar mı? Nedir? Üç günlük bir dünyada, şu cennet vatanda derdin nedir, neyini beğenmedin, inat, iddia, israf, ihanet, Nedir derdin?

    Gün batımının hissettirdikleri kişiden kişiye göre değişse de genel bir hüzün havası vardır. Ama içten içe biliriz ki bugün batmazsa yarın yeniden doğuş ve tap taze bir yaşam başlamayacak.

    Benim de öyle akşamlarım vardır.
    Kapıdan girince anama sarıldığım,
    Çocuklara karamela ve çekirdek getirdiğim,
    Meyhaneye uğramadan çakır keyif,
    Düşmanım yok,
    Gündeliğim cebimde,
    Küfretmeden
    Öyle tasasız döndüğüm akşamlar..
    Benim de öyle akşamlarım vardır.
    Her gece böyle değilim.

    Giovanni Fattori, Sunset At Sea, 1895

    Devamını Oku

    BİR SARRAFIN HİKAYESİ..!

    BİR SARRAFIN HİKAYESİ..!
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Bir zamanlar çok ünlü bir sarraf varmış.Her şeyin değerini bilir, değer biçermiş.

    Olmadık şeyler olmuş, yerini yurdunu terk etmek zorunda kalmış. Ardındakilerden kurtulmak için izini kaybettirmeye karar vermiş. Gitmiş bir ağanın yanına: “Ağam, ben çok iyi bir sarraftım ama kader bana bir vurdu ki, Allah kimseye böyle tokat nasip etmesin, bu hallere düştüm. Ocağında bana da bir yer var mı?”

    Ağa bakmış, “çalışacak bir kol daha” demiş ve has adamına buyurmuş. “Buna ahırda bir yer ver. Günde de bir tas çorba ile yarım somun ekmek. Calışsın bakalım.”
    Gel zaman git zaman haftalar geçmiş, adamın biri ağaya bir taş getirmiş. Ağanın daha önce görmediği güzellikte bir taş. Adam oldukça yüksek bir fiyat biçmiş. Ağa beğenmiş alacak ama içinde o kadar edip etmeyeceğine dair bir kuşkusu var. O anda aklına sarraf gelmiş.

    Çağırtmış sarrafı. Değer biçmesini söylemiş.
    “Ağam, demiş sarraf. Bu iyidir hoştur da bu taş değildir. Yumurtanın etrafına kaplanmıştır ağacın özü. Sertleşip bu hale gelmiştir. Bir gün böcek çıkar, taşı kırar.” Satıcı isyan etmiş, yalan söylüyor bu adam diye.
    Sarraf kendinden çok emin. Ağa sarrafa hata yapıyorsa ömür boyu her gün sopa çektireceğini söylemiş. Sarrafın kılı kıpırdamamış. Ağa da mücevheri kıracağını, içinden böcek çıkarsa para vermeyeceğini, çıkmazsa istediği değeri ödeyeceğini söylemiş. Satıcı kabul etmiş. Taşı kırmışlar. İçinden küçücük bir yumurta çıkmış. Ağa çok sevinmiş.
    Yardımcısına, “bundan sonra bu adama günde 2 tas çorba vereceksin” demiş. Bir süre sonra adamın biri ağaya muhteşem bir at getirmiş. İstediği para ise olacak gibi değil ama ağa ata bayılmış.

    Aklına sarraf gelmiş. Çağırtmış sarrafı.
    “Sen attan da anlar mısın sarraf?”
    “Ağam benim bilgim bilimden değil ilimden. Bana el verdiler. Her şeyden anlarım” demiş.
    “O zaman bak şu ata. Sen tamam dersen alacağım.”

    Sarraf ata bakmış:
    “Çok güzel at, iyilerin iyisi de, bunun bir arazı var. Bu derede on dakika yürüdü mü, çıktığı zaman ayağı sürçer. Dörtnal denersen düşer” demiş. Atın sahibi itiraz etmeye başlamış. Ağa, atı deneyeceklerini, sarrafın dediği gibiyse yarı parasına alacağını, ayağı sürçmezse adama istediği parayı vereceğini söylemiş. Dere kenarında atı denemişler, sarrafın dediği olmuş. Ağa adama yarı parayı ödemiş, yardımcısına da bundan sonra sarrafa günde 3 tas çorba verilmesini emretmiş.
    Günler geçerken ağanın aklına sarraf gelmiş.

    “Acaba her şeyi bilir mi diye?” çağırtmış yanına.
    “Sarraf, sen adam da tartar mısın? bilir misin adama değer biçmeyi?”
    “Evelallah ağam” demiş sarraf.
    “O zaman söyle bakalım ağan nasıl bir adam?”
    “Yapma ağam, etme. Pırlanta gibi adamsın.”
    “Geç ulan geç bunları, bana doğruyu söyle yoksa yanımdan atarım seni.”
    “Etme ağam, sonra kızarsın, kıyarsın bana.”
    Sarraf bu lafı edince ağa iyice huylanmış. Bakmış sarraf yanaşmıyor. Konu da kendisi, adamın da ustalığını biliyor. Bir yandan korkuyor ama bir yandan da deli merakı var.
    “Söyle, söz sana hiçbir şey yapmayacağım” demiş.

    Sarraf nasıl söyleyeceğini evirmiş çevirmiş kafasında bulamamış.
    Sonunda patlamış: “Sen piçsin ağam, senin baban ağa değil.” Ağanın beti benzi atmış, çekmiş kılıcını kınından. Adamlarına sarrafı tutmalarını söylemiş, varmış anasının yanına:
    “Ana doğruyu söyle, babam kim?” Anası eveleyip gevelemeye başlamış, ağanın alnında boncuk boncuk terler birikmiş.
    “Bak ana, bir ayağın çukurda, öbür dünyaya bir garibanın kanı elinde gidersin, bana doğruyu söyle.”
    Anası bakmış kaçış yok konuşmaya başlamış: “Oğul, baban 3 gün dedi gitti. Üç ay gelmedi. Ben de bir gece şeytana uydum. Bizim aşçı çok yakışıklı, babayiğit bir adamdı. Onunla yattım. Sana hamile kaldım.”

    Ağanın başından kaynar sular dökülmüş. Gelmiş sarrafın yanına. Adamlarına bırakmalarını işaret etmiş. Adamlar sarrafı bırakıp gitmişler. Ağa başı öne eğik oturmuş. Sarraf sormuş: “Babanın aşçı olduğunu da söyledi mi?”

    Ağa kafasını sallamış. “Nereden anladın?”
    Sarraf acı acı gülmüş: “Ağam, ben sana iki kere servet hediye ettim. Sen ‘ben bu adamdan nasıl yararlanırım’ diye düşünmedin bile. Aklın fikrin verdiğin bir tas çorbada.”

    Ağanın beti benzi atmış, çekmiş kılıcını kınından. Adamlarına sarrafı tutmalarını söylemiş, varmış anasının yanına:
    “Ana doğruyu söyle, babam kim?”
    Anası eveleyip gevelemeye başlamış, ağanın alnında boncuk boncuk terler birikmiş.
    “Bak ana, bir ayağın çukurda, öbür dünyaya bir garibanın kanı elinde gidersin, bana doğruyu söyle.”
    Anası bakmış kaçış yok konuşmaya başlamış:
    “Oğul, baban 3 gün dedi gitti. Üç ay gelmedi. Ben de bir gece şeytana uydum. Bizim aşçı çok yakışıklı, babayiğit bir adamdı. Onunla yattım. Sana hamile kaldım.”
    Ağanın başından kaynar sular dökülmüş.
    Gelmiş sarrafın yanına.
    Adamlarına bırakmalarını işaret etmiş.
    Adamlar sarrafı bırakıp gitmişler.
    Ağa başı öne eğik oturmuş.
    Sarraf sormuş: “Babanın aşçı olduğunu da söyledi mi?”
    Ağa kafasını sallamış. “Nereden anladın?”
    Sarraf acı acı gülmüş:
    “Ağam, ben sana iki kere servet hediye ettim. Sen ‘ben bu adamdan nasıl yararlanırım’ diye düşünmedin bile. Aklın fikrin verdiğin bir tas çorbada.”

    Devamını Oku

    Birlik olmanın temeli

    Birlik olmanın temeli
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Bazen caddede sokakta dolaşırken bir çok insanla karşılaşıyor, tanıyan bazı insanlar sessizce yaklaşıyor, yazılarını takip ediyorum ve sana katılıyorum diyor.

    Bu gerçekten sevindirici bir olay kendi adıma. Ama gönül ister ki sessizce denileni gümbür gümbür insanlar söyleyebilmeli, bu kadar korkmamalı.

    Çarşıda dolaşırken şunu görüyorum birçok dükkân kapanmış ve birçok esnafta can çekişiyor.

    Mahalle ve sokağımızda bulunan esnafın yok olup gitmemesi için herkesin elini taşın altına koyarak destek olması kaçınılmaz bir hal almış durumda.

    Bu aynı zamanda sosyal dayanışma ve yardımlaşma için de gereklidir. Küçük esnaf basit anlamının çok ötesinde bir görev üstlenmiş komşularımızdır.

    Hiçbir zincir marketlerden bu yönde bir destek görmeniz mümkün değildir. Toplumsal ve sosyal dengelerin bozulmaması gerekir. Küçük esnafın korunup, gözetilmesi hepimizin geleceği içinde önemlidir. Küçük esnafın dükkânın kapanmasının çok ötesinde değerlerinde kaybolması anlamına gelmektedir.

    Şu da bir gerçek günümüzde dar ve sabit gelirli insanlar için yaşam koşulları her geçen gün zorlaşmaktadır. Herkes tabi ki öncelikle kendi çıkar ve bütçesini düşünmek zorunda.
    Fakat bunun yanında da en azından bazı temel ihtiyaçlarını küçük esnaftan gidermek suretiyle bir denge de kurmuş olmalıdır. Küçük esnaf; kira, vergi, sigorta, elektrik, su ve eleman olmak üzere sabit giderlerle boğuşurken çark çoğu zaman dönmekte zorlanmaktadır.

    Elbet kurumsal marketlerle baş etmek mümkün değildir. Birçok pazarlama teknik ve hileleri ile tüketicinin aklını çelen marketler karşısında da vatandaşın bilinçli ve duyarlı olması gerekmektedir. Bu şekilde ticaretin piyonu olmaktan kendini kurtarmış olarak küçük esnaf ve zanaatkârlara yönelmekle bir denge unsuru oluşacaktır.

    Gittikçe yok olma noktasına gelen küçük esnafı hem birey, hem esnaf ve ticaret odaları, hem de devlet olarak korunması gerekmektedir. Bu kesimin yok olması sosyal dokumuzun da bozulması anlamına gelir ki bu durum onarılmaz yaralar açacaktır.

    Mücadele edecekler tarafından sivil toplum kuruluşları oluşturuluyor ve esnaf ise esnaf için, Ziraat ise çiftçi için çalışacaklardan oluşuyordu. Böylece iktidar da muhalefette onlara her tür desteği veriyordu.

    Şimdi bakıyorum hepsi, sessizce kenarda duruyor. Aman benim koltuğuma kimse dokunmasın diyenlerle yada zirvedekine nasıl yaranabilirim diyenlerle dolu. Bu onursuzluktan başka bir şey değildir.

    Onuru olan kuruluş üyeleri için çözüm üretir, onuru olan üyeleri için gereken mücadeleyi canı pahasına yapar. Küçük olsun benim olsun devrini görüyoruz, her gün daha fazla çıkmaza giriyor yok oluyoruz. Dikkat!

    Devamını Oku

    DAĞI OLMAYANIN BAĞI OLMAZ

    DAĞI OLMAYANIN BAĞI OLMAZ
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Dağına sahip çıkmayan bağını kaybeder.
    Doğanın dengesi bozulursa, her şey bozulur.
    Geçmiş yıllarda o güzelim dağlarımız, kekik kokar, çiçek kokar, kurt kuş, hayvanlar otlar, rengarenk görüntüler içimizi açardı. Bu görüntü ruhsal rahatlık sağlamasının yanında doğada bir denge oluşturur, bahar aylarında o bereket ovalarımızın iliklerine kadar inerdi.

    Dağlarda hayvanlar otlayacak ki çiçek olsun, arı olsun bal olsun. Dal budak olacak ki yağmur olsun kar olsun, bereket olsun.

    Şimdilerde baktığımızda dağ eteklerinde bulunan köylerimiz boşalmış, tarım bitmiş, dağlarımız öksüz kalmış. Hani denir ya insanı yaşat devlet yaşasın. Bunun yanında doğayı, hayvanı yaşat ki imsanlık yaşasın devlet olsun. Doğası olamayanın devleti de de olmaz.

    Endüstriyel tarım, hayvancılık aldı başını gidiyor, hormonlu etler, sebzeler, meyveler v.s kent merkezlerine kadar inmiş, maiyetlerin sürekli artması, gelecek kaygısı ve sağlık sigortası gibi kaygılar yüzünden köyler terk edilmiş, köylü gençler buralarda asgari ücrete mahkum edilmiş

    Çölleşen tarım ülkemiz bu kadarla da kalmayıp, her köşesi cennet olan toprakları yabancılara satmaya başlamış. Hükümet aynı keza bütün milli olamazsa olamaz varlıklarımızı özelleştirme adı altında yabancı sermayeye terk emiş, insanımız köleleştirilme yolunda hızla ilerlemesine neden olmuştur.

    Bu gidiş iyi bir gidiş değildir. Kendi yağıyla kavrulan köylü bir bir üretimi bırakırken kentlere akın artarak devam etmekte. Görüldüğü üzere hükümet politikası da bu duruma ön ayak oluyor. Bu amaç ve uygulama kimlerin işine yarıyor, bir avuç sermayenin işine yarıyor, hükümet bundan memnun gözüyor, çünkü sermaye odaklı bir yönetimle insanları sevk idare kolaydır, bu düşünce ve uygulama bilinçli olarak yapılıyor. Yukarıda da bahsettiğim üzere köyler boşalıyor, dağlar öksüz kalıyor, ovalar talan ediliyor.

    Yaşam alanları daralıyor, Toki ve sitelere mahkum ediliyor. Bırakın dağı, dalı, çiçeği balı, güneşi görmek bile imkansız hale geliyor.

    Yaşam araç gereç, yiyecek, içecek, giyeceklerimizin ham maddesi doğadan. Dünya üzerinde tek sayılabilecek, bu nimetlerin bol olduğu ve insanlardan esirgemeyen coğrafyaya sahip olduğumuz halde hepsinden bir anda mahrum kalışımız tesadüf olamaz. Bencil siyasetin ürünü olarak karşımıza çıktığını görmemek körlük olur, vurdum duymazlık, acizlik olur.

    Yapay gündemle, sanal projelerle, göstermelik sözüm ona desteklerle, hele hele destek adı altında borç kredi imkanları sağlanarak yol alınamayacağı bir gerçektir.

    Kentleşmek gelişmek değildir. Kentte kamu idarecileri, işçisi, memuru, kırsalda üreticiler yaşar ve dağıyla ovasıyla bir bütündür, bu bütünlüğü korumak, üretimine, yaşamına, dağına ovasına sahip çıkması için kentte konuşlanmış idare birimi sorumludur, korumak kollamakla mükelleftir. Bu sorumluluktan kaçan bir yönetim telafisi zor çözümsüzlüklere sebep olur. Günümüzde olduğu gibi çekişmelerden öteye gitmeyeceği gibi, o sürekli adı geçen dış mihraklara yol açmaktan başka bir işe yaramayacak, boşluğu doldurma, ele geçirmelerine sebep olacaktır. Gün o gün. Ondan sonra neymiş, çok ağrıma giden bir söz; Gavurun ekmeğini yiyen gavurun kılıcını sallar oh ne alâ.

    “ DAĞINA SAHİP ÇIKMAYAN OVASINI KAYBEDER” Kardeşim.

    Devamını Oku

    GÖRÜNEN KÖY

    GÖRÜNEN KÖY
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Günümüzde yaşam biçimi halini alan olumsuzlukları kabul ettirme inat ve iddialarının ayyuka ya çıktığı şu günlerde dünle bugünü, yarınla daha yarınları bir biriyle çatıştıran söylemler kültürel gelişmenin önünü kestiği bilinen bir gerçek. Bu gerçekten imtina etmek tehlikenin ne denli büyük olduğunu gözler önüne sermektedir.

    Günü kurtarma politikalarının yoğunluğunun artığı şu günlerde, bundan medet umanların, destek verenlerin başka toplumlara gelecekte yem olacağının farkına çok geçmeden varmalıdır. Geçmişini unutan geleceğini de tayin edemez.

    Bu inat ve iddia, yüzyıllarca sürmüş kültürel kavgaların yeniden hortlamasına neden olur ve maddi manevi kazanımlara zarar verir.

    Kendi yaşadığımız, hayatımızı idame ettirdiğimiz, atalarımızdan bize miras kalan maddi ve manevi kazanımları korumakla mükellef olduğumuzu, yok pahasına elden çıkarma, nakite çevirme hırsı üçüncü kötü niyetli iç ve dış sermaye güçlerinin elinde toplanmasına sebep olmak onur ve haysiyetin teslimi anlamına geleceğini aklımızdan çıkarmamamız gerek.
    Yaşadığımız, şu an içinde bulunduğumuz küçük bir köyken, nahiye olan, daha sonra belediyelik ardından ilçe olan yerleşim yerimizde izlenen yanlış politikalar, yanlı, eş dost, akraba ilişkisi içerisinde yapılan uygulamalar geleceğimizin ipotek altına alınmasının bir numaralı sebeplerindendir.

    Toplumsal ve geleceğe dair çalışmaların bir türlü kabul görmediği ilçemizde artık idarecileri bile halkın seçmesi hayal olmuştur.

    Toplumun değil siyasal ve maddi gücün hükmettiği bir alan haline gelen yerleşim yerimizde modern olmayan çağ dışı sadece beslenmeye ve ikamete dayalı, kültür ve sosyal yaşamdan bi haber birey kendi etrafında dönerek yaşam alanı yaratma döngüsüne mahkum edilmiştir. Aile, köy, ilçe, il, ülke; yani özüne esas olan kurumlar. Ailede beliren umutsuzluk , çaresizlik, gelişimsizlik, eğitimsizlik bütün ülkeye sirayet eder. Benim 1994 lü yıllardaki tezim Akyurt kurtulsun Türkiye kurtulur. Halen sözümün arkasındayım. Elbette ilçemiz büyüsün, kültürlerin birleştiği ortak paydalarda birlik olmak yaşam kalitesini artırır. Biz bunu beceremedik.

    Bu olay ve durumlar bazı uyanık politikacılar sayesinde emsal teşkil ettiğinden “ Toplumlar layık oldukları yönetimle yönetilirler” buna fırsat veren aile, köy, ilçe, il, ülke özde gelişimini tamamlayamayacak bu tür politikacıların oyuncağı olacak, sermayenin ve ona destek veren bir avuç menfaatperestlerin baskısından kurtulamayacaktır.
    Yanlış imar, günlük projeler, kişiye mahsus uygulamalar, göstermelik şirinlikler, köyü büyük köy yapar, üretim durur, tüketim artar, parça pinçik imarlar el değiştirir, birleştirilir sözüm ona birilerine yaşam kenti olur. Ata mirası yok olur gider kendi yurdunda el olursun.

    Planlı gelişime, Planlı üretime dayalı projelere, eğitim ve öğretime verilecek desteğe, Eşit paylaşıma, sağlıklı yaşam ve gelişime kimse karşı çıkmaz,
    Bir zamanlar çocuklar kavga etmesin diye sözde eşit paylandırılan arsalar, Hazine arazilerine sınır arazilerin birilerine peşkeş çekilip çubuk ovasının yok edilişi, ardından yılan hikayesine dönen fuar alanı gibi v.s.

    Daha yakın zamanda bunlara inat Akyurt’a zenginler gelsin, ardından 80 yaşındaki kadına makyaj yapıyoruz deyip şehrin siluetini bozan çok katlı sitelere yol veren bir anlayış, ve bunların hiçbirisi olmamış gibi halen aynı tarzda idare edilmeye çalışılan sindirilmiş, kendi halinde suya sabuna dokunmayan, geçim derdinden başka hiçbir şey düşünemeyen, düşünmeyen çok çalışan az gelişen nüfus yoğunluğunun bulunduğu idaresi kolay büyük köyümüz Akyurt.

    GÖRÜNEN KÖY UZAKTA DEĞİLDİR.

    Devamını Oku

    Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.

    İstanbul escort Ataşehir escort Pendik escort Kartal escort Maltepe escort Ümraniye escort Kurtköy escort Kadıköy escort Anadolu yakası escort Avrupa yakası escort Şişli escort Mecidiyeköy escort Şirinevler escort Avcılar escort Halkalı escort Beylikdüzü escort Bakırköy escort Ataköy escort escort dubai escort berlin seks hikaye sex hikayeleri porn