DOLAR 18,6440 0.01%
EURO 19,6447 -0.27%
ALTIN 1.075,610,37
BITCOIN 319729-0,35%
Ankara

PARÇALI BULUTLU

13:02

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

Ufuk KÖK

Ufuk KÖK

19 Mart 2022 Cumartesi

Soru-Yorum

Soru-Yorum
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Aklın yolu birdir mantığı ile çıktığımız bu yolda engebeli bir çok yolları aştığımızı, geride bıraktıklarımıza baktığımızda o aşılan yolların ne denli zor ve kıymetli olduğunu gün geçtikçe daha çok önemsiyorum.

Hiçbir şey olmamış gibi gözükse de çok şeylerin değiştiğini, çok şeyin anlaşıldığını hissedebiliyoruz. Saplantı siyasetin, bencilliğin, bana neciliğin, vurdumduymazlığın, heba olan geçmişin, kaybedilenlerin, kazanılanların hesabının yapıldığı şu günlerde aklın yolu birdir mantığının ne kadar önem taşıdığı, halen geçerliliğini koruduğu gibi, daha anlamlı ve anlaşır olduğunu görmek, geçilmiş o engebeli yolların tecrübesi ışığında ufkumuzu ve yolumuzu ne kadar aydınlattığının bir göstergesi olarak karşımıza çıkmıştır.
Kim ne derse desin, kim kendince yaptıklarının haklılığını ispatlamaya çalışırsa çalışsın ortak aklın olmadığı yerde kuru gürültüden başka bir şey değildir, zaman kaybıdır, geleceğe vurulmak istenen bir prangadır.

Geçmişten ders almak yerine menfileşen düşünce ve dayatmalarla, halen ben yaptım oldu savsatası ile geçiştirme çabası aşılan yolları görmezden gelmek hiçbir akıl ve mantığa uymadığı gibi tarihin sayfalarında da yerini almış durumda. Bu kayıt hiçbir güç tarafından silinemez, görmezden gelinemez. Bu doğanın kanuna aykırı olduğu gibi, bilimsel olarak silinme olasılığı da yoktur.

Bunları inkar eden, inancını ve kendine güveni yitiren, bencilliği kendisine çıkar yol olarak gören, hiçbir işe yaramayan, yaşadığı coğrafyaya, bağlı bulunduğu topluma, tarihine ihanetten başka hiçbir şey vermeyecektir. Kat edilen bir yol vardır ve bu yollar iz bırakılmadan yada üstü örtülerek hiç gidilmemiş gibi göstermeye çalışmak kimseye fayda sağlamayacaktır.

Tarih aynı tarih, Coğrafya, kültür, sosyal yaşam aynı. Ne değişti hayatımızda, hangi kültürümüze kültür kattık, ne icat ettik, doğamıza hayatımıza renk mi kattık. Ne değişti hiç sorduk mu.! Varsa yoksa sen ben.
Kanla yazılmış, nakışlarla işlenmiş, sazlarla sözlerle pekişmiş, beyitlerle nakşedilmiş tarihimizin emaneti aynı sınırlar içerisinde biz diyemedik.

Neden.!
Sormak gerekmez mi, asırlardır bu özde yaşamış bir toplumda ayrıştırma derdine düşmüş bencil insanlara yukarıda sıralandığı gibi herşeyi hiçe sayarak parçalamak isteyenlere sen kimsin?

Özür diliyoruz geçmişten fakat nafile, özrümüz kabahatimizden büyük.

Tarihin bir parçası olan ata toprağımıza sahip çıkamadık. Ata toprağını parsel parsel satmak değil ona sahip çıkmak, onu işlemek, geleceğe güvence olarak görmek, onun üzerinden gelecek neslin sebeplenmesini, geçimini idame etmesini, yabancıya karşı sığınacağın üzerinde direneceğin ( ekerek, dikerek, üreterek) bir toprağın olsun, işte bunun adı vatan toprağı ata yadigarıdır. Ne yaptık sattık.!

Hani tarih, hani toprak, hani coğrafya. Bunların yanında kültür, sağlık, eğitim Nerede?

Kendi öz vatanımızda geçim derdine düşmüşüz, verimli toraklar bir bir yok olmuş, keyif için değil, kaçmak için iki odalı hobi evleri kalmış elimizde ne oldu keyfimiz yerinde mi ne dersiniz.?

Devamını Oku

Samimiyet

Samimiyet
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Samimiyet her ne kadar senli benli olma anlamında kabul edilse de, günümüzde gerçek samimiyeti görmek, yaşamak artık bir hayal.

Sahte tebessümler, sahte övgüler, sahte yaklaşımlar vs. menfaat ölçüsüne göre davranıştan öteye gitmediği gibi, karşılıklı güveni de zedelemektedir.

Bu durumun yaşam alanında yerleşik bir hal almasıyla birlikte, siyasallaştırılan samimiyet sanatının yaşam biçimine dönüştüğü ve şu günlerde buhranlarını yaşadığımız ekonomik sıkıntılar, bu düzenbaz samimiyetin eseri olduğunu da görmek gerek.

Görüyoruz ki özellikle iktidar gücünü kendisine mal etmiş sahte samimilerin halen piyasa da kol gezdiği, elde ettikleri maddi güçle yardım sever görünümlü sahte samimi yaklaşımlarla gücünü koruduğu, her nasılsa nemalandığı iktidara şirin görünme adına faaliyetlerini sürdürdükleri açık ve net bir şekilde görülmekte.

İnsan ilişkisi ve birliğin, beraberliğin simgesi samimiyettir. Bu aileden başlar, içinde yaşadığımız sınırları kapsar. Haliyle bir ülke böyle bir samimiyetle yönetilmelidir, iktidar kim olursa olsun, samimiyeti gücünü koruduğu kadar bir kesimle sınırlı tutarsa, kendi içinde dar alanda oluşturulan sahte siyasallaşmış samimiyete dönüşür, zamanla kendi içinde bittiği gibi, ülke genelinde de biter.

Hal böyle olunca, yaşanılan sancılı günlerin mimarlarının kimlerin olduğu birer birer ortaya çıkması kaçınılmazdır. Herkes bir birbirini kandırır ve siyasallaştırılmış samimiyetin ne kadar tehlikeli olduğu ortaya çıkar. Burada bedel ödeyen ülkemiz olur. Bu ağır bedeli samimisi, samimiyetsizi hep birlikte öderiz ve ödemeye devam ederiz. Düşüncesi görüşü ne olursa olsun iktidarın bu samimiyetsiz aldanışına bir an önce son vermesi ve temkinli davranması gerekmektedir. Aksi halde telafisi zor mağduriyetler yaşayacağımız aşikardır.

Başta da belirtiğim üzere samimiyet önce güven ister. Aksi halde aldanış olur, aldatma olur.

Siyasallaşmış samimiyet çok tehlikelidir, geçmişten ders almayanlar bu tuzağın içine çabuk düşer ve aldanışlar, aldatmalar uzadıkça uzar. Uzayan bu süreçte güçlenen bu zihniyet, sahte samimiyetinin arkasında baskıcı bir unsura dönüşür, ve siz ona boyun eğmek zorunda kalırsınız. Haliyle perde arkasında nelerin olup bittiğinden bi haber sıkça söylenen DIŞ GÜÇLER söylemi hortlar, bu defa o güce kendince bilip bilmeden savaş açmakla, savaşmakla avutursun kendini.

Ve zaman gelir çatar, şapkanı önüne koyar; Eyvah dersin iş işten geçer.

Ülke yönetimi samimiyet ister, güven ister, İlke ister. Bu üç olmazsa olmaz umuttur, gelecektir.

Samimi olmak her haliyle senli benli olmaktır.

Devamını Oku

Kocaeli’nin güzelliklerini kadraja sığdırdılar

Kocaeli’nin güzelliklerini kadraja sığdırdılar
0

BEĞENDİM

ABONE OL

KOCAELİ (İGFA) – Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, Dünya Turizm Günü sebebiyle Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonu (TFSF) ile Kocaeli Fotoğraf Sanatı Derneği (KASK) işbirliği tarafından düzenlenen 4 Mevsim Kocaeli 10. Ulusal Fotoğraf Yarışması kapsamında Foto Safari ve Gün Batımı etkinliği düzenledi.

Kocaeli ve çevre illerden gelen fotoğraf tutkunları Kocaeli’nin doğal güzelliklerini keşfetti. Hafta sonu gerçekleştirilen gezi programıyla fotoğrafçılar İzmit Sulak Alanında flamingoları fotoğraflayarak güne başladı. Ardından Ormanya’ya geçen fotoğraf sanatçıları özellikle Orman Kütüphanesine hayran kaldı.

ORMANYA’YI FOTOĞRAFLADILAR

İstanbul, Sakarya ve Kocaeli’den gelen fotoğraf tutkunları, Orman Kütüphanesi, Ormanköy (Hobbit Evleri), Kuş Gözlem Alanı gibi Ormanya’nın doğal yaşamını büyük bir zevkle objektiflerine yansıttı. 4 Mevsim Kocaeli Fotoğraf Yarışması için bol bol fotoğraf çeken gezginler, yarışmayı kazanabilmek için en iyi kareleri yakalamaya çalıştı. Fotoğraf sanatıyla Kocaeli’nin bilinmeyen birçok köşesi, fotoğraf tutkunlarının objektifinden çıkan fotoğraflarla yarışacak. Dereceye giren fotoğraflar, 20-21 Kasım günlerinde seçici kurul tarafından belirlenecek.

Fotoğraf sanatı aracılığı ile 12 ilçesiyle birlikte Kocaeli’nin doğal, tarihi, turistik, sosyal ve kültürel öğelerini belgeleyerek; kentimizin tanınmasını sağlamak, kente ait bir görsel bellek oluşturmak ve fotoğraf sanatına katkıda bulunulması hedefleniyor.

Yarışmaya katılım http://4mevsim.kocaeli.bel.tr adresinden dijital ortamda ve jpeg formatında yapılacak. 0262 31810 00 (2338-2308) numaradan da bilgi edinilebilecek, yarışmaya dair tüm bilgiler  http://4mevsim.kocaeli.bel.tr  web sayfasında yer alıyor. Son katılım tarihi 17 Kasım 2021 olan yarışmanın seçici kurulu 21-22 Kasım tarihlerinde dereceye giren fotoğrafları belirleyecek. 26 Kasım’da sonuç bildirgesi yayınlanacak.

Devamını Oku

Gün batarken

Gün batarken
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Her sabah kalktığında yeni bir başlangıç,yeni bir gün, yeni bir hayat umutlarıyla yola çıkarsın. Kapı eşiğinden ayağını dışarı attığın anda, her günkü gibi hiç bir şeyin değişmediğini, alışılmış bir hayatın içinde bulursun kendini. Halbuki ne umutlar vardı içinde güzellik, huzur, cıvıl cıvıl sokaklar, herkes işinde ekmeğinde, selamlaşan, birbirine nezaket, saygı gösteren insanların bir oyana bir buyana koşuşturduklarını görmek gelir içinden. Bunları görememe korkusu kapıdan çıktığında belirginleşir, göremeyeceğin duyamayacağın o güzel hayaller her attığın adım kadar uzaklaşır senden, yakalamak istercesine adımların hızlanmaya başlar, ve onca yol kat edersin bilmeden fark etmeden . Geriye baktığında bitkin, birbirine küs bakan insanların içinden geçip geldiğini fark edersin. Boş, monoton bir yolculuktur, umutsuzluğa doğru sürekli kendine çeken bataklık misali kaybolup gidersin kendi iç boşluğunda geri dönüşü zor bir yolmuş gibi vaz geçersin her bir güzeli, güzelliği görmekten. Umut yerine umutsuzluk solmuşluk, usanmışlık sarar etrafını, bunalır daralırsın, sarılmak istersin sımsıkı. Bir ışık gördüğünde sahteliği gelir aklına korkarsın, ışık gözlerini kamaştırır, bakamazsın, şüphe vardır içinde onca karamsar yolculuğun sonunda bir ışık görmek düşündürür seni, benden başka fark eden yok mu deyip donup kalırsın, gerçekle sahtelik arsında gelgitler başlar şaşırırsın ne yana bakacağını, ne yana gideceğini, çelişkiler sarar etrafını, başını döndürür, yaşam dediğin şeyin böyle bir şey olduğunu düşünürsün konduramazsın kendine, sahtedir, aldatmacadır, suyun akışı gibi kendi istemediği halde akıcılığı olan yöne doğru akıp gitmek gibi gelir insana. Yol bulmak zordur, elinde değildir çoğu zaman yön değiştirmek zor gelir, düşündüklerinle görmek istediklerinle çelişir durur seni çeken akım, hayat denen yaşam şekli, bir türlü hedefi tutturmazsın. Yazımın başında belirttiğim gibi; Yeni umutlar, huzur, cıvıl cıvıl sokaklar, selamlaşan, birbirine tebbessüm eden insanlar, paylaşan, birbirine saygı duyan bir toplum yaşam kalitesini artıran değerlerin bir bir kaybolup gittiği görülen bir yolculuk. İnsanları bu denli bencil yapan, hırçınlaştıran, ayrıştıran nedir, Dünya görüşümü? Menfaat mi? Senlik benlik mi? Açlık mı? Bulunduğun topraklar mı? Nedir? Üç günlük bir dünyada, şu cennet vatanda derdin nedir, neyini beğenmedin, inat, iddia, israf, ihanet, Nedir derdin? Gün batımının hissettirdikleri kişiden kişiye göre değişse de genel bir hüzün havası vardır. Ama içten içe biliriz ki bugün batmazsa yarın yeniden doğuş ve tap taze bir yaşam başlamayacak. Benim de öyle akşamlarım vardır. Kapıdan girince anama sarıldığım, Çocuklara karamela ve çekirdek getirdiğim, Meyhaneye uğramadan çakır keyif, Düşmanım yok, Gündeliğim cebimde, Küfretmeden Öyle tasasız döndüğüm akşamlar.. Benim de öyle akşamlarım vardır. Her gece böyle değilim. Giovanni Fattori, Sunset At Sea, 1895
Devamını Oku

BİR SARRAFIN HİKAYESİ..!

BİR SARRAFIN HİKAYESİ..!
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Bir zamanlar çok ünlü bir sarraf varmış.Her şeyin değerini bilir, değer biçermiş. Olmadık şeyler olmuş, yerini yurdunu terk etmek zorunda kalmış. Ardındakilerden kurtulmak için izini kaybettirmeye karar vermiş. Gitmiş bir ağanın yanına: “Ağam, ben çok iyi bir sarraftım ama kader bana bir vurdu ki, Allah kimseye böyle tokat nasip etmesin, bu hallere düştüm. Ocağında bana da bir yer var mı?” Ağa bakmış, “çalışacak bir kol daha” demiş ve has adamına buyurmuş. “Buna ahırda bir yer ver. Günde de bir tas çorba ile yarım somun ekmek. Calışsın bakalım.” Gel zaman git zaman haftalar geçmiş, adamın biri ağaya bir taş getirmiş. Ağanın daha önce görmediği güzellikte bir taş. Adam oldukça yüksek bir fiyat biçmiş. Ağa beğenmiş alacak ama içinde o kadar edip etmeyeceğine dair bir kuşkusu var. O anda aklına sarraf gelmiş. Çağırtmış sarrafı. Değer biçmesini söylemiş. “Ağam, demiş sarraf. Bu iyidir hoştur da bu taş değildir. Yumurtanın etrafına kaplanmıştır ağacın özü. Sertleşip bu hale gelmiştir. Bir gün böcek çıkar, taşı kırar.” Satıcı isyan etmiş, yalan söylüyor bu adam diye. Sarraf kendinden çok emin. Ağa sarrafa hata yapıyorsa ömür boyu her gün sopa çektireceğini söylemiş. Sarrafın kılı kıpırdamamış. Ağa da mücevheri kıracağını, içinden böcek çıkarsa para vermeyeceğini, çıkmazsa istediği değeri ödeyeceğini söylemiş. Satıcı kabul etmiş. Taşı kırmışlar. İçinden küçücük bir yumurta çıkmış. Ağa çok sevinmiş. Yardımcısına, “bundan sonra bu adama günde 2 tas çorba vereceksin” demiş. Bir süre sonra adamın biri ağaya muhteşem bir at getirmiş. İstediği para ise olacak gibi değil ama ağa ata bayılmış. Aklına sarraf gelmiş. Çağırtmış sarrafı. “Sen attan da anlar mısın sarraf?” “Ağam benim bilgim bilimden değil ilimden. Bana el verdiler. Her şeyden anlarım” demiş. “O zaman bak şu ata. Sen tamam dersen alacağım.” Sarraf ata bakmış: “Çok güzel at, iyilerin iyisi de, bunun bir arazı var. Bu derede on dakika yürüdü mü, çıktığı zaman ayağı sürçer. Dörtnal denersen düşer” demiş. Atın sahibi itiraz etmeye başlamış. Ağa, atı deneyeceklerini, sarrafın dediği gibiyse yarı parasına alacağını, ayağı sürçmezse adama istediği parayı vereceğini söylemiş. Dere kenarında atı denemişler, sarrafın dediği olmuş. Ağa adama yarı parayı ödemiş, yardımcısına da bundan sonra sarrafa günde 3 tas çorba verilmesini emretmiş. Günler geçerken ağanın aklına sarraf gelmiş. “Acaba her şeyi bilir mi diye?” çağırtmış yanına. “Sarraf, sen adam da tartar mısın? bilir misin adama değer biçmeyi?” “Evelallah ağam” demiş sarraf. “O zaman söyle bakalım ağan nasıl bir adam?” “Yapma ağam, etme. Pırlanta gibi adamsın.” “Geç ulan geç bunları, bana doğruyu söyle yoksa yanımdan atarım seni.” “Etme ağam, sonra kızarsın, kıyarsın bana.” Sarraf bu lafı edince ağa iyice huylanmış. Bakmış sarraf yanaşmıyor. Konu da kendisi, adamın da ustalığını biliyor. Bir yandan korkuyor ama bir yandan da deli merakı var. “Söyle, söz sana hiçbir şey yapmayacağım” demiş. Sarraf nasıl söyleyeceğini evirmiş çevirmiş kafasında bulamamış. Sonunda patlamış: “Sen piçsin ağam, senin baban ağa değil.” Ağanın beti benzi atmış, çekmiş kılıcını kınından. Adamlarına sarrafı tutmalarını söylemiş, varmış anasının yanına: “Ana doğruyu söyle, babam kim?” Anası eveleyip gevelemeye başlamış, ağanın alnında boncuk boncuk terler birikmiş. “Bak ana, bir ayağın çukurda, öbür dünyaya bir garibanın kanı elinde gidersin, bana doğruyu söyle.” Anası bakmış kaçış yok konuşmaya başlamış: “Oğul, baban 3 gün dedi gitti. Üç ay gelmedi. Ben de bir gece şeytana uydum. Bizim aşçı çok yakışıklı, babayiğit bir adamdı. Onunla yattım. Sana hamile kaldım.” Ağanın başından kaynar sular dökülmüş. Gelmiş sarrafın yanına. Adamlarına bırakmalarını işaret etmiş. Adamlar sarrafı bırakıp gitmişler. Ağa başı öne eğik oturmuş. Sarraf sormuş: “Babanın aşçı olduğunu da söyledi mi?” Ağa kafasını sallamış. “Nereden anladın?” Sarraf acı acı gülmüş: “Ağam, ben sana iki kere servet hediye ettim. Sen ‘ben bu adamdan nasıl yararlanırım’ diye düşünmedin bile. Aklın fikrin verdiğin bir tas çorbada.” Ağanın beti benzi atmış, çekmiş kılıcını kınından. Adamlarına sarrafı tutmalarını söylemiş, varmış anasının yanına: “Ana doğruyu söyle, babam kim?” Anası eveleyip gevelemeye başlamış, ağanın alnında boncuk boncuk terler birikmiş. “Bak ana, bir ayağın çukurda, öbür dünyaya bir garibanın kanı elinde gidersin, bana doğruyu söyle.” Anası bakmış kaçış yok konuşmaya başlamış: “Oğul, baban 3 gün dedi gitti. Üç ay gelmedi. Ben de bir gece şeytana uydum. Bizim aşçı çok yakışıklı, babayiğit bir adamdı. Onunla yattım. Sana hamile kaldım.” Ağanın başından kaynar sular dökülmüş. Gelmiş sarrafın yanına. Adamlarına bırakmalarını işaret etmiş. Adamlar sarrafı bırakıp gitmişler. Ağa başı öne eğik oturmuş. Sarraf sormuş: “Babanın aşçı olduğunu da söyledi mi?” Ağa kafasını sallamış. “Nereden anladın?” Sarraf acı acı gülmüş: “Ağam, ben sana iki kere servet hediye ettim. Sen ‘ben bu adamdan nasıl yararlanırım’ diye düşünmedin bile. Aklın fikrin verdiğin bir tas çorbada.”
Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.