DOLAR 16,8201 -3.1%
EURO 17,7802 -2.93%
ALTIN 986,91-2,83
BITCOIN 356736-1,74%
Ankara
19°

PARÇALI BULUTLU

03:25

İMSAK'A KALAN SÜRE

Yine insan

Yine insan

ABONE OL
Mayıs 26, 2022 13:40
Yine insan
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Sizin için de doğru mu bilmiyorum; insan kendini sevindiren birşeyler düşünürken yavaşlar, unutmak istediği can sıkan şeyleri düşünürken hızlanır. Hızın anlamayı ve kaydı zaafa uğrattığını daha önce söylemiştik, buradan hareketle, hız bir anlamda kaçışın da gıdıklayıcısıymış gibime geliyor. Kendisini hafife alan insan, anlamaktan çekindiği gibi, anlamdan da, aman neme lazım dercesine uzak duruyor. Onun için varsa da yoksa da bir eli yağda bir eli balda olsuna çabalamak. Her şeyi paket ve standart (kutusunda) olarak alıp tüketmek telaşı yüzünden müdahil olmak, birlikte üretmek, manaya ruhunu hısım etmek gibi hayatı derin algılamak/yaşamak eylemlerini teğet geçiyor. Bir bakıma tasarlanmış, günübirlik, kimliği ve kişiliği adına prangadan öte anlam ifade etmeyen eylemlerin figüranı oluyor. Dolayısıyla, birileri tarafında hayatın çeşitlilik ve özgürlük fırtmalarının önüne geçilmiş, uysal insan modeline kavuşulmuş oluyor.

Peki kimler veya neyler adına ıslah(!) ediliyor insan, asıl soru bu?

Müzikten, yolculuğa kadar kullandığımız her imkana hız özelinde yatırım yapıldığına göre, insanı aklına ve ayaklarına yük olmayacak hafiflikte isteyen üst akıldan söz edilebilir. Anlaşmak veya anlatmak yerine hizmetin mühendislerince hazırlanmış “sözleşmelere uyma” güvencesi vererek mini boyutta da olsa kural ihlaline kalkışması muhtemel akıla veya gönüle hukuksal pranga vurulmuş oluyor. Sanalı ruhun yaşama alanı haline getirmiş olanların, dünyanın petrol kuyularından, madenlerden, tarım alanlarından, su havzalarından ve bilcümle eğitim ortamı sahipliğinden beri gelmediklerini, kullandıkları taktirde minicik aklı olanlar bile anlayacaklardır.

Hep ifade etmeye çalıştığım gibi, insanın hem sosyal hem de beden genetiğinin, manipüle amaçlı kontrol altına alınmaya çalışıldığıyla ilgili kuşkularım var. Bilmekten, düşünmekten, konuşmaktan ve en kötüsü de çalışmaktan sıtkını sıyırmaya (kurtulmaya) yorulan insanların sayısının sandığımdan çok olmasını başka neye yordamalı bilmiyorum. Çocuklarını takipten, ülkesinin ve dünyanın olup bitenlerini duymaktan, dünya ateşe yansa bir yolum otu yokmuşcasına kaçanların sağlıklı olduğunu düşünmek mümkün mü?

Dünyanın her yerinde insanın değer ölçüsünü, değerli yargısını, değerliden değer tedarik etme çabasını, onu soyuta müptela kılarak beyhude hissettiriyorlar. Ellerimizde telefonlar, kulaklarımızın zar dibine inşa edilmiş ses mucizeleri, bedenimize dilediğimiz kadar kurgulu/maddeli müdahaleler, taptığımız takımlar, partiler, güç odakları, moda, madde ve doyurmayan özgürlükle birbirimize bile anlamsız gelmeye başladığımızı inkar edebilir miyiz? Beklediğimiz mesaj, zile basmakta olan bir yakınımızdan daha şiddetli heyecan yaratmıyor mu? Bir bakıma insan, diğer insanı sanal vasıtalardan edindikleriyle kafasında yeniden oluşturuyor ve o biçimiyle değerliyor. Şaşırtıcı olan şu ki, gerçeğiyle karşılaşmak dahi istemiyor. Kimi “sosyal medya fenomenlerine” dikkat ederseniz, insanın güzele ve güzelliğe koşar eden hasletlerin kışkırtılması gerekirken, argoya, çıplağa, küfüre, saygısızlığa, merhametsizliğe, şiddete sürükleyen içeriklerin emekçiliğini yapıyorlar. Bir de şu var ki, bunun talep yoğunluğu ile alabildiğine ilişkisi var.

Dünyayı çekilmez bir hayatın kargaşalı cenderesi algılayanlar da, kendilerince bu çekilmezliğin panzehirini derlemekle meşgul oluyorlar. Tercihlerinin insanı evrensel iyiye taşıyacaklardan olmayış sebebi bu. Bir de, iyileri başarısız, arsızı, her yolu mübah göreni güçlü, bu gücü merhametsizce kullananı da model eden tanıtıcı/bilgilendirici odaklar var dünyada, bu da umudu kökünden tırpanlıyor. Oysa, kötünün iyiden kat kat daha fazla yayıldığına tanık olanların iyiyi ve güzeli özlediğini bilmeyenimiz yok.

Kötüler ve kötülükçüler tarihin belli başlı her döneminde yenilmişler. Bunun coğrafi ve kültürel birçok sebepleri var tabi, ancak en önemli sebebi insanın vicdanı ile gönlü arasındaki işleyişi aklı ile aynı zeminde tutan, ruhu da kapsayan genetik yapının estetiğe yatkınlığıydı.

Şu günlerde “vahşi kapitalizm” denilen fırtına o yapının güzel ile olan sevdalı bağını çürütüyor. İnsanı hayasız veya madde etmeden çürütücülerin başarı şansının olmadığını bilenlerin birleştiği müthiş bir çağdayız.

Yavaş olun derim.

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP