fbpx
SİZ DE YAZIN...

  • DOLAR
    8,3163
    %0,03
  • EURO
    10,0351
    %0,40
  • ALTIN
    479,07
    %0,31
  • BIST
    1.425
    %0,35
Can Kaderoğlu
Can  Kaderoğlu
can.kaderoglu89@gmail.com
İLLALLAH İTTİFAKI
  • 0
  • 12 Nisan 2021 Pazartesi
  • +
  • -

Türkiye siyasi tarihine bakıldığında 100 yıllık genç devletimizin iç işleyişinde devreye çeşitli tefrikalar girdiği malumumuz. Evrensel ya da bölgesel, dönemsel ya da tarihsel, suni ya da doğal çeşitli biçimlerde ortaya çıkan ayrılıklar toplumsal yarılmalara hatta travma sayılacak fay hatlarına dönüşmüştür. Kısa sayılacak bir siyasi tarihin içerisinde çok keskin ayrılıklar ve onulmaz denebilecek yıpranmalar meydana gelmiştir. Fakat Ulusal Kurtuluş Savaşı gibi uğraklarda bir ve beraber olmayı başarabilmiş, zor durumlarda dimdik durmasıyla kaim olan milletimiz bu uzun süreç içerisinde de çeşitli duygusal kırılmalara maruz kalmıştır.

Elbette yaptığımız bir genelleme ve anakronik bir tahlil olabilir fakat bence Cumhuriyet tarihindeki en büyük kırılma AKP iktidarı döneminde yaşanmıştır. Bir büyük duygusal kopuşa denk düşen bu kırılma, sadece birbirine duvar örmüş kesimler değil aynı zamanda ülkesinden ümit kesmiş yığınlar yaratmıştır. Yakın zamana kadar beyin göçü olarak nitelendirdiğimiz ve ülkenin zihinsel birikiminin ülke dışına yolculuğunu adlandıran bu durum artık sade vatandaşa kadar sirayet etmiştir. Etrafınızda; Kanada’ya, Avrupa’ya, Amerika’ya veya herhangi bir başka ülkeye giden, gitmek isteyen sayısız insan görebilirsiniz. Bu bir duygusal göçtür ve fiziksel göçten çok daha acıdır.
Elbette bir toplumda en büyük kırılmayı iktidar mensuplarının sosyal ve siyasal alandaki uygulamaları ve ekonomik yaklaşımları belirliyor.
İktidardakilerin nobran, gaddar ve zalimane davranışları muhalefette bulunanlar için (bilhassa uzun süredir muhalefette bulunanlar) nasıl bir ruh hali yaratabilir?
Pastanın adaletsiz üleşildiği, vergilerin keyfi biçimde toplanıldığı, lüks ve şaşaanın yoksullukla aynı anda zuhur ettiği bir toplumda yarılma nasıl olur?
İktidar mensuplarının muhalefete her gün ayrı bir gerekçeyle terörist dediği, toplumun herhangi bir kesiminin farklı fikirleri dile getirmekten daima çekindiği bir zeminde birlik nasıl inşa edilir?
Her türlü kutsalın daima ve istisnasız şekilde istismar edildiği bir zamanda insanlar birbirini nasıl duyar, dinler ve anlar?
Birbirinin acısından mutlu olan, eleminden beslenen iki toplumsal kutup nasıl ve hangi yöntemle birlikte yaşamaya devam edebilir?
Birbirine karşı her olay karşısında ağız dolusu küfürler, tehditler ve beddualar eden insanlar eline silah alıp sokaklara inen insanlardan daha mı az kamplaşmıştır.

Bana göre Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi adı verilen sistemle beraber toplumu kamplara bölmenin bir gerekçesi oluşturulmuştur: İktidar. Yani artık iktidara gelebilmek ya da iktidarda kalabilmek için birbirinden siyasi ve sosyal açıdan çok farklı siyasi yapılar ittifak kurmalıdır. İttifakları istisna değil kaide haline getiren bu yönetim biçimi toplumu da daima keskin iki kesime ayırır.

İnsanların karşı ittifaka ilenerek yaklaştığı ve yaka silktiği bir tablo can sıkıcı olmaktan öteye gitmiştir. Televizyonu açtığında illallah ederek kanal değiştiren insanlar sokağa çıktığında nasıl bir hisle selamlaşır sizce? Topluma barış, bereket ve huzur vaat ederek iktidar olamayacağını düşünenler topluma korku, nefret ve komplo aşılayarak bu yolu denerler. Nitekim son yıllarda iktidarda bulunan ittifak bu yolu denemektedir. Muhalefetteki ittifak ise daha çok hayatın içindeki konuları gündeme getiriyor ve işin açığı gitgide daha vurucu şekilde getiriyor. Üstelik toplumun zıt saydığınız kesimlerini bir araya getirmeye çalışarak. Nasırlara basarak değil, ruhları okşayarak.

İnsanlar ittifakların ayrışmalarından illallah demeye başladıysa artık şapkaları önümüze koymalı ve sistemi iktidar değil insan odaklı hale getirmek için çabalamalıyız.

Sosyal Medyada Paylaşın:
Etiketler:
can kaderoğlu

Yorumlara Kapalıdır