fbpx
SİZ DE YAZIN...

  • DOLAR
    7,5041
    %0,61
  • EURO
    9,0621
    %0,56
  • ALTIN
    442,81
    %1,15
  • BIST
    1.555
    %2,00
Abbas Turan
Abbas  Turan
abbasturan58@gmail.com
Öğretmen varsa umut da vardır
  • 0
  • 24 Kasım 2020 Salı
  • +
  • -

Tanınmış bir vakfın Ankara şubesine girdiğimizde, akademisyen arkadaşa hürmeten içeridekiler ayağa kalkıp “hocam hoşgeldiniz” diyerek sevgi gösterisinde bulundukları sırada, esmer ve yaşlı bir bayan, “ben de hocayım, öğretmenim yani” deyiverdi heyecanla.

Onur ve gurur tütümüyle süslediği “ben de öğretmenim” ifadesi hiç kimsenin dikkatini çekmediği için durumdan rahatsız olan öğretmen kapıya doğru yürüdü ve çıktı.

Ani bir hareketle kalkıp peşinden koşarak, binanın çıkış kapısına bir metre kadar kala “öğretmenim” diye seslendim. Kuşku ve umarsızlıkla dönüp, bekledi beni, gülümser halde ve tam bir öğrenci mahcubiyeti ile elini öpmeye eğildim, itiraz etmedi, tabi anlam veremediği de seziliyordu her halinden.

“Öğretmen olduğunuzu söylediniz, çok mutlu oldum, ne güzel sizin gibi insanların buralarda olması”

Rengi açıldı yüzünün. Gözlerindeki kısıklık güne karıştı, ellerindeki titremenin aynısı çehresinde yalımlandı.

“Ben okulun kapısından girmeyegöreyim, bütün öğrenciler bana görünmek için birbirini itekler, başlarına dokunmam için olmadık yöntemler denerlerdi.”

İncecik bileklerindeki kalın ipi andıran damarlarında mor renge çalan görünüm ile dudaklarındaki titreme yaşlılığına hüzün yaratan bir yorgunluk ekledi.

“Öğretmenlik, insanı ve hayatı sevmeden yapılacak iş değil.”

Beyaz gömleği ve pembemsi ceketin yakalarını da oynatarak yüzünden ötelemeye çalıştığı saçlarındaki seyreklik ile birlikte griliğin ağır bastığı ağarmışlığı fark ettim.

“Öğretmen olduğumu söylediğimde kimse ilgilenmeyince çok utandım. Ne bileyim, bizde öğretmen denince cehalet karanlığının önündeki ışıklı ve fedakar insan anlaşılır.”

Elbette öğretmenim; öğretmen denince, çocukların ayakkabı bağlarını bağlamaktan tutun sümüğünü silmeye kadar, çocuğu güvenli kılan bütün arınmaların sabırlı ustası, güler yüzlü işçisi gelir aklımıza.

“Öğretmenler, çocukların düşlerini ışığa taşıyan insanların başında gelirler. Onların sayesinde umutsuzluğa düşmez çocuklar. Bu nedenle sorumluluğu yüksek dereceli bir meslektir öğretmenlik”

Boyu kısalmış, boynu omzuna batmış, göz altlarında iğreti duran koyulukların üzerindeki tuzlu nemin coğrafyasında oynaşan gözleri incitilmiş halini ilk bakışta ele veriyordu.

“Maaşımın yarısından biraz fazlası karşılığında bakım eviyle anlaştım. Üç aydır oradayım. Çocuklar karşı çıkmadılar bu kararıma. Kayıtsız kaldılar. O da derinden üzdü beni. Bu alınganlığım ondan mı diye düşünüyorum”

Siz değerlisiniz öğretmenim, bu gerçeğin şahidi, şaşmazlığı ilahi garantide olan vicdanınızdır.

“Yine de size çok teşekkür ederim. Öğretmen olduğum hissine kısa süreli de olsa, uzun bir aradan sonra yine kavuştum. Bu çok önemli bir yaşantı.
Gideyim.”

Sağ omzu fazla çökmüş, sırtında çabuk farkedilen bir kamburluk vardı. Tekrar eline eğildim, bu defa tam bir öğretmen edası ile, ilk yaptığınızda demedim, fakat demeliyim; “öğretmen eğilmez. Mesleğini icra ederken dik ve samimi durur. Unutma ki, milletin kendine yüklediği görevin temelinde geleceğin insanını yetiştirmek vakarı vardır. O da sağlam karakterle ve dik durmakla korunur.

Sokağın başına kadar uğurladım saygıdeğer meslektaşımı.

Ve düşündüm…

Cumhuriyetin öğretmenin ne kendilenin ne de yetiştirecekleri çocuklarının umutsuz olmaya hakları yoktur, hatta maddi sıkıntılar içinde dahi olsa idealist yaklaşımını ve görev aşkını hiçbir seçeneğe terk etmemelidir.

Cumhuriyetin öğretmeni çağın tabutluğu olan huzurevlerine dahi mecbur kalsa, elinde etli pide dürümüyle kahve masalarında okeye dönme heyecanında yitemez, devletinin ve milletinin her sıkıntısında taşın altına elini koyma yürekliliğini görev ve sorumluluğu dahilinde her zaman olduğu gibi bu gün de sürdürmelidir.

Cumhuriyetin öğretmeninin “yeni nesillerin” kendi eseri olacağı bilincinin kapsayıcılığında, o nesillerin “irfanı ve vicdanı hür” olarak yaşamasını hayat boyu desteklemekten dün olduğu gibi bu gün vazgeçmemelidir.

Cumhuriyetin öğretmeni, fikri özgürlüğü, yeteneklerine dayalı üretme özgürlüğü bir yana, insanlık ideallerini bir kenara bırakıp herhangi bir ideoloji, parti, sendika veya mezhep özelindeki aidiyet sığlığında gereğinden fazla yorulup kendine olan saygı ve güveni zedelememelidir.

Cumhuriyetin öğretmeni çağın gerekleriyle milletin çocuklarını buluşturup, yaşanan ve ileride yaşanması muhtemel sosyo ekonomik temelli sorunların, kültürel yozlaşma ve ruhsal sorunların çözümcülerini yetiştirme çabasını elden bırakmamalıdır.

Cumhuriyetin öğretmeni, insana, insanlığa, doğaya ve diğer canlılara karşı sorumlu olan bireylerin yetişmesine yorulmayı elden bırakmamalı, ayrıca çocukların kimyasal veya teknolojik bağımlılık batağına düşmemeleri için toplum bileşenleriyle birlikte sorumluluk almaya devam etmelidir.

Akıl, bilim ve gönül örgüsünü samimiyetle benimseyip, gelecek nesillerin barış ve dayanışma içinde yaşama düşünün bir an önce gerçeğe dönüşmesine bu defa öncü olarak katkı sunmalıdır.

En önemlisi de kendisine bu imkanı tanıyan devletiyle ve ona güvenen milletiyle hemhal olup gözü gibi korumalıdır Cumhuriyeti.

Türkiye Cumhuriyeti’ni.

Sosyal Medyada Paylaşın:
Etiketler:
abbas turan

Yorumlara Kapalıdır