fbpx
SİZ DE YAZIN...

  • DOLAR
    8,3094
    %-0,05
  • EURO
    10,0337
    %0,38
  • ALTIN
    484,14
    %1,37
  • BIST
    1.429
    %0,64
Can Kaderoğlu
Can  Kaderoğlu
can.kaderoglu89@gmail.com
ÇÖP, GREV VE CHP
  • 0
  • 10 Mart 2021 Çarşamba
  • +
  • -

Muhalefete çöp konusu üzerinden yüklenmek, iktidarın bilhassa da Erdoğan’ın uzun süredir yineleyip durduğu ve 1994 Yerel Seçimleri öncesinde de özellikle İstanbul’da ekmeğini yediği siyasi bir propaganda aracıdır. Neden derseniz tıpkı birkaç hafta önce olduğu gibi 27 yıl önce de İstanbul’da işçiler büyüyen pastadan emeklerinin karşılığını talep etmişler ve bunun sonucu olarak greve gitmişlerdir. Greve giden belediye işçilerinin en hızlı karşılık alacağı alanlardan biri temizliktir ve halk tarafından yöneticilere çok hızlı basınç gelir. İşçilerde emeklerinden ve üretimden gelen güçlerini bu biçimde örgütlü olarak ortaya koyar ve haklarını alırlar.
Ülkemizde ilk grev 1872 yılında Kasımpaşa Tersane işçileri ve Beyoğlu Telgrafhanesi işçileri tarafından gerçekleştirilmiştir. Ülkemizde 150 yıllık tarihi olan böylesi evrensel ve temel bir hakkı basit ve popülist söylemle ele almak mümkün müdür? Son 20 yılda bilhassa iktidarın emekçi kesimlere dönük politikaları göz önünde bulundurulduğunda sendikalaşma oranıyla emek örgütlenmesinin doğal sonucu olan hak arayışlarının tezat olduğu görülecektir. Özellikle iktidara yakın sendikaların bulunduğu alanlarda asgari ücret pazarlıklarından tutun genel ücret sözleşmelerine kadar hemen hiçbir alanda işçi lehine bir mücadele verilmediği bilinmektedir. Hatta herkes hakkını teslim edecektir ki özellikle son üç asgari ücret pazarlığında siyasal muhalefetin katkısı büyüktür.
Neredeyse her gün ekranlardan ülke ekonomisinin genişlediği, hatta dünya devlerinin küçülmeye gittiği bir dönemde bile uçuşa geçerek büyüdüğümüz söylenirken ülkenin işçisine emekçisine uygun görülen açlık sınırının altında asgari ücret ve emeklisine reva görülen kira ve faturaları ancak ödeyebilecek bir maaştır. Bu duruma iki açıklama getirilebilir; birincisi bu iktidar toplumsal adaletten yana değildir ve bu sebeple gelişen ekonomiden emekçilere pay vermemektedir. İkincisi ise, iktidar açık ve aleni olarak halkına yalan söylemektedir yani ekonominin büyüdüğü falan yoktur. Şahsi fikrim mevcut iktidar hem toplumsal adaletten yana değildir hem de yalan makinasına dönmüştür.
Grev hakkının ülkemizde 150 yıllık bir tarihi olduğuna yukarda değinmiştik. Peki bu kadar eski ve üretim sürecinde yer alan herkesi ilgilendiren temel bir hak nasıl oluyor da siyasetin ucuz malzemesi haline getiriliyor? Deniliyor ki CHP kendi yönettiği belediyelerde nasıl olur da kendisine de dünya görüşü açısından yakın olan bir sendikaya grev izni verir?
CHP’nin emekçilere verdiği destek büyük ölçüde samimidir. Çünkü emek mücadelesi, demokrasi ve toplumsal bölüşüm mücadelesinin başat unsurudur. Emeğin örgütlü olarak ekonomik ve sosyal alanda tezahürü olan grevler, kısa vadede iktidara bir siyasi argüman veriyor gibi görünebilir ama orta ve uzun vadede muhalefete ve ülkemizin işçilerine, üretenlerine büyük bir gelecek imkanı sunmaktadır. Bu bağlamda iktidarın basite indirgeyen yaklaşımlarına prim verilmemelidir. Yapılan grevlerden; CHP demek ÇÖP demektir yaklaşımını benimseyen bir anlayış muhtemelen kendi uhdesinde olan bir alanda hiçbir şekilde hak talebine de kulak vermeyecektir. 20 yıllık pratik adeta bunun kanıtıdır.
Bu bahsi geçen durumu anlayabilmek için emeğin hakkının ve karşılığının ne olduğuna dair insani ve vicdani bir muhakeme gerekmektedir. Örnek olsun, bahsi geçen Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) bu mücadeleyi bir partiyi yıpratmak ya da başka bir partiyi güçlendirmek için değil bizatihi işçilerden oluştuğu ve onların hakkını savunmak için var olduğunu bilerek vermektedir.
CHP’li belediyelerde çalışan işçiler muadil alanda hizmet veren kamu çalışanlarına nazaran çok daha olumlu koşullarda çalışır ve daha iyi ücretler alırlar. Bu genel olarak sosyal demokrat yönetimlerin olduğu her kurumda böyledir. Çünkü emeğin hakkını almadığı bir düzende, toplumsal adaletten bahsetmek mümkün değildir. Adaletin çağrışımı ilkin ekonomik temelden gelir. İnsanların evine ekmek götürmeyi dert ettiği bir düzende insanların geleceği noktayı öngörmek hiç de zor değildir. Dolayısıyla vicdanların çöp dağlarına dönüştüğü bir toplumdansa, birkaç gün emekçinin emeğinin ne kadar önemli olduğunu idrak ettiğimiz çöp dolu sokaklarda olmak yeğdir.
Uzaya gideceğini iddia edenlerin ülkesinde insanlar işsizlikten, geleceksizlikten, borçtan ve dahi açlıktan canlarına kıyar hale gelmişse; adaleti sağlamak ve gerekirse söküp almak için muhtemelen uzayda da çöpleri toplamayan yiğit emekçilere ihtiyaç duyulacaktır.

Sosyal Medyada Paylaşın:

Yorumlara Kapalıdır