fbpx
SİZ DE YAZIN...

  • DOLAR
    7,7964
  • EURO
    9,3000
  • ALTIN
    453,34
  • BIST
    10,4286
Serkan Yüceer
Serkan  Yüceer
srknycr@hotmail.com
Nasırlı eller
  • 0
  • 28 Ekim 2020 Çarşamba
  • +
  • -

Son dönemin manşet kavramlarından ikisi “Yerli ve Milli”dir. Bu iki kavram bir arada sürekli telaffuz edilince ve ekonomi, sanayi, siyaset vb hayatın farklı alanlarında kullanılmaya başlanınca sanki yeni kavramlarmış algısı oluşmasın.

Bir kere “milli” kavramı bakanlık ve kurum ismi olarak (Milli Eğitim, Milli Savunma, Milli İstihbarat, Milli Piyango vb) Cumhuriyet tarihinde her daim var olmuştur. Gündemde kendine pek yer bulamasa da “Milli Korunma Kanunu” “Milli Müdafaa Mükellefiyeti Kanunu” adıyla kanunlarımız da bulunmaktadır. Bir çok belediye tarafından parklara ve yollara ithal ağaçlarlar dikilse de (ah bir de bu ağaçlar kurumasa!!!), “Milli Ağaçlandırma..” adıyla bir kanunumuz dahi var.

Türk siyasi tarihinin en önemli şahsiyetlerinden birisi olan Rahmetli Necmettin ERBAKAN (halk diliyle Erbakan Hoca) ile özdeşleşen “milli görüş” hareketi ve “Milli Nizam Partisi”, “Milli Selamet Partisi” ile milli kavramı siyasette de eski bir kavramdır.

“Yerli” kavramına dönersek; yeni kuşaklar için belki yeni görünebilir. Ama eski kuşaklar “Yerli Malı”nın önemini çok iyi bilir. Ne yaman çelişkidir ki: Ekonominin dışa açılması, dış ticaretin ve ithalatın artması ile daha da önemli hale gelmesi gerekirken, çikita muzun başlattığı akım ile anlamını yitiren “Yerli Malı” kavramı ve “Yerli Malı Haftası”, saman ithalatıyla birlikte varlığını da yitirmiştir.

Ekonomi ön planda olsa da bir diğer manşet kavram “Milli Tarım”dır. Yabancıya toprak satışının kolaylaştığı, İsrail tohumlarının topraklarımızı istila ettiği, verimli topraklarımızın bilinçsizce tohum, gübre, ilaç kullanımı ile adeta uyuşturucu bağımlısı bir insan haline dönüştüğü gerçeği dururken “Milli Tarım”dan bahsedebilir miyiz? Binlerce yılda oluşan topraklarımızı biz kendi ellerimizle 20-25 yılda yok ettik. Verimli Çubuk Ovasını, havaalanı, sanayi, imar… derken ranta kurban ettik, ardından büyük ova koruma alanı ilan ettik. Korunacak ova kaldı mı?

“Toprak Koruma Kanunu”muz var ancak ülke gerçekleriyle örtüşmediği için uygulayamıyoruz. “Çiftçi Mallarının Korunması Hakkında Kanun” adıyla bir kanunumuz var ama ne kanunda belirtilen ve çiftçinin malını koruyacak olanlar, ne de çiftçiler bu kanunun farkında. Varlığından dahi haberdar değiliz.

Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, “Milli ekonominin temeli tarımdır”, “Köylü Milletin Efendisidir” derken, ne Atatürkçülüğü kendi yanlışlarına kalkan olarak kullanan Kemalist zihniyet, ne de onu din düşmanı göstererek kendi yanlışlarını peçeleyen, din istismarcısı zihniyet tarımın ve çiftçinin önemini kavrayabildi.

Daha da vahimi bu önemi ne köylü ne de çiftçi anlayabildi. Atalarımızın bin bir zahmetle, yokluk içinde, gece gündüz demeden çalışarak ürettiği, her yerinde ayak izlerinin, alın terlerinin olduğu, Hak emaneti, ata yadigarı topraklarımızı yok pahasına sattık. Fırsatçıları, rantçıları zengin ettik. Atalarımızın kemikleri sızlamayacak mı? Evlatlarımız bize ah etmeyecek mi? Bir de son dönemim özürlü kurumu “hobi bahçeleri” var ancak ona daha sonra ayrı bir köşe açacağız.

Konu yerlilik ve millilik olunca Halk Ozanımız Aşık Veysel’i anmadan geçemeyiz. Biz onu da dinlemedik, dinlesek de anlamadık ya neyse! Birçok şiirinde milli birlik vurgusu yapan, vatan sevgisi aşılayan büyük ozan, tarımı da, toprağı da unutmamış. Yazacaklarımızın sınırlı olması nedeniyle tamamını alamadığım, “Benim Sadık Yârim Kara Topraktır” adlı şiirinde çok şey söylüyor büyük ozan ve hem kendini hem de toprakta saklı hikmeti anlamamız için bakın bize ne diyor?
Herkim olursa bu sırra mazhar
Dünyaya bırakır ölmez bir eser
Gün gelir Veysel’i bağrına basar
Benim sadık yârim kara topraktır

Yukarıdakine benzer sorunları tek tek saymaya kalksak sayfalar dolusu yazmamız gerekir. Sorumluları zikretsek ne onlar üzerine alır ne de sorunlara çözüm bulunur. Gerçek olan şudur ki; biz, onlarca yıldır, elbirliği ile tarımı yok ettik. Sadece tarım olsa iyi, en azından bir zaman gelir, bir nesil gelir tarımı yeniden yeşertir. Lakin biz toprağı yok ettik. Bunun telafisi yok.

Gelin biz hep birlikte çözüme odaklanalım. Toprağımızı koruyalım.
Tarım “hobi” değil “gönül” işidir. Toprak ve tarım “nasırlı beyinlerle” değil “nasırlı ellerle” korunur, tarıma gönül veren, nasırlı ellerin kıymetini bilelim.
Kalın sağlıcakla.

Sosyal Medyada Paylaşın:
Etiketler:
serkan yüceer

Yorumlara Kapalıdır